Günlük hayatta öngöremediğimiz durumlarla karşılaşırız: hastalanmak, sevdiğimiz birini ya da bir eşyamızı kaybetmek, başarısızlık yaşamak, bir ilişkiden ayrılmak gibi. Bu olasılıklar zihnimizi meşgul eder. Biz de hem zihnimizi hem bedenimizi rahatlatmak için çeşitli yollar arar, korktuğumuz şeyleri önlemek adına adeta garanti peşine düşeriz.
Kaygı düzeyi yüksek danışanlarda bu arayış daha sık görülür. Seanslarda şu cümlelere sıkça rastlarım:
- “Çok çalışırsam kazanırım, değil mi?”
- “Çocuğumun ödevlerini sürekli takip etmeliyim, aksi halde derslerinde geriler.”
- “Onun dediğini yaparsam belki de benden ayrılmaz.”
- “İstediği yere taşınırsam aramız düzelir.”
Bu ifadeler, güvence arayışını yansıtır. Ancak ne yazık ki garantiye alınmak istenen şey, her zaman garanti altına alınamaz. Çaba göstermek olasılığı artırır ama sonucu kesinleştirmez. Çünkü hayatta birçok belirsizlik vardır ve bazıları ne kadar uğraşsak da netleştirilemez.
Danışanlarımda gördüğüm ortak nokta, garanti arayışının temelde güven ihtiyacına dayanmasıdır. Kişi aslında belirsizlikten, kayıptan ve hayal kırıklığından korunmak ister. Bunun için bazen fedakarlık yapar, bazen çok çalışır, bazen susar ya da fazlasıyla kontrol eder. Böylece kendini güvende hissettiğini sanır.
Garanti arayışı, kontrol etme isteğini artırır. Ne kadar çok kontrol edersek, o kadar garantiye aldığımızı düşünürüz. Ancak kontrol arttıkça yorulmaya, tükenmeye ve ilişkilerimize zarar vermeye başlarız. Çünkü kontrol etmek bize kısa vadede rahatlama hissi verse de, uzun vadede kontrolcülüğümüzü besler ve tekrarlamamıza yol açar. Bu durum da korktuğumuz şeyin gerçekleşme ihtimalini artırır.
Kontrol yanılgısının en önemli zararı, bizi korumak yerine kayıplarımıza davetiye çıkarabilmesidir. Kontrolcülük hem bireysel yaşamı hem de ilişkileri olumsuz etkiler.
Örneğin her detayı kontrol etmeye çalışan kişi, zamanla aşırı katı bir tutum geliştirir; mükemmel olmaya çalışır, en küçük kusuru bile tolere edemez. Bu da “ya hep ya hiç” bakış açısına yol açar. Mükemmellik beklentisi gerçekleşmeyince kişi bazen erteler, bazen tamamen vazgeçer. Böylece “mükemmel”i ararken aslında “iyi” olana da ulaşamaz. Deyim yerindeyse, “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olur.”
İlişkiler de bu durumdan payını alır. Aşırı kontrol, ilişki içindeki kişiyi bunaltır, daraltır ve duygusal olarak uzaklaştırır. Kişi aslında sevilmeyi ve yakınlığı garantilemeye çalışırken, sevdiğini tamamen kaybedebilir.
Kısacası, daha fazla kontrol daha fazla güvence getirmez; aksine özgürlüğü, huzuru ve ilişkisel yakınlığı elimizden alabilir. Kontrol yanılgısıyla garanti peşinde koşarken, kayıp yaşamamıza yol açabilir.
Çocukluk deneyimleri de bu süreçte önemli rol oynar. İhtiyaçları tutarsız karşılanan, hata yaptığında aşırı tepkilerle karşılaşan, güvendiği kişiler tarafından terk edilen ya da önemli kayıplar yaşayan kişilerde belirsizliğe tahammülsüzlük gelişir. Kayıplara karşı aşırı hassasiyet ise garanti arayışını ve kontrolcülüğü artırır.
Kaygılarımızdan korunmak için çaba göstermek önemlidir. Bu anlamda çabanın değerini küçümsemiyorum. Elbette çaba göstermek oldukça kıymetlidir ve bizi istediğimiz sonuca yaklaştırma olasılığı yüksektir. Ancak deneyimlerimiz bize gösteriyor ki, çaba her zaman sonucu garantilemez.
· Fedakârlık yapmak bizi sevgiye yaklaştırır ama sevilmeyi garantilemez.
- Çok çalışmak öğrenmeye yaklaştırır ama başarıyı garantilemez.
- Dikkatli olmak doğru seçimler yapmaya yaklaştırır ama hata yapmamayı garantilemez.
- İlişkiye emek vermek güçlü bağlara yaklaştırır ama terk edilmemeyi garantilemez.
Özetle, çabamız bizi istediğimiz sonuca yaklaştırır ama sonucu garanti etmez.
Kaygılarımızdan korunmak için gösterdiğimiz çaba gibi, aldığımız tedbirler de değerlidir. Başarısızlık kaygısı ders çalışmaya, ekonomik kaygı dikkatli harcamaya, hastalık kaygısı sağlığa özen göstermeye yöneltebilir. Dozunda olduğunda bu tedbirler faydalıdır. Ancak doz aşıldığında kaygı bizi korumak yerine esir alır. Tedbir rahatlatırken, kontrolcülük gerginliği artırır ve kişiyi adeta diken üstünde yaşatır.
Sonuç olarak, hayatın belirsizlikleri bizi güven ve garanti arayışına; garanti arayışı da kontrol davranışlarına yöneltir. Ancak kontrol davranışlarımız arttıkça tükenmişlik hissi ve ilişkisel sorunlar ortaya çıkar. Bu yüzden belirsizliği yok etmeye çalışmak, aslında korktuğumuz şeyleri yaşama ihtimalimizi yükseltebilir.
Önemli olan, belirsizliğe rağmen çaba göstermeyi sürdürebilmek ve çabanın her zaman sonucu garanti etmeyeceğini kabul edecek esnekliği geliştirebilmektir. Bunun için küçük pratikler işe yarayabilir.
- Kontrol edilebilecek ve edilemeyecek şeyleri birbirinden ayırmak. Başkalarının duygularının ve düşüncelerinin bizim kontrolümüzde olmadığını kabul etmek gibi.
- Mükemmeliyetçilik yerine “yeterince iyi” olmayı benimsemek.
- Kontrol çabasını küçük konularda bilinçli olarak bırakmak. Örneğin plansız dışarı çıkmak ya da yemek seçimini başkasına bırakmak gibi.
Bu küçük gevşetmeler zihne esneklik kazandırır. Esneklik ise büyük belirsizliklere dayanabilmenin temelidir.
Kontrolü bırakmak ne vazgeçmektir ne de güçsüzlük. Gerçek güç, her şeyi kontrol etmeye çalışıp garanti altına almakta değil; bazı şeylerin kontrol edilemeyeceğini kabul edip bu gerçeğe uygun yaşayabilmektir.