Amerikan Psikoloji Derneği'ne (APA) göre travma, bir kaza, cinsel istismar veya doğal afet gibi "bireyin korkunç bir olaya karşı verdiği duygusal tepki" olarak tanımlanmaktadır. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında travmanın yoğun fiziksel ve psikolojik stres tepkilerine neden olan deneyimlerin tümüne verilen isim olduğunu söyleyebiliriz. Travmanın etkileri olaydan hemen sonra ortaya çıkabildiği gibi uzun zaman sonra da kişiyi olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Travma bireylerin yaşam kalitesini düşürür ve psikolojik, duygusal ya da fiziksel olarak çok sayıda belirtinin yaşanmasına neden olabilmektedir. Travma her yaştan bireyi etkileyebilir ve pek çok travma çeşidi bulunmaktadır.
Çocukluk Travması Nedir?
Günümüzde milyonlarca çocuk travmatik ortamlarda büyümektedirler. Evlerinde cinsel veya fiziksel tacize, okulda akran/öğretmen zorbalığına ve toplumsal kaynaklı çeşitli istismarlara maruz kalmaktadırlar. Çocuklar travmatik olaylar ve felaketlerden sonra en savunmasız olan grupların başında gelmektedir. Travma, bir çocuğun ruhunda derin ve kalıcı duygusal yaralar bırakmaktadır. Bu travmalar cinsel/fiziksel istismar, doğal afetler, kazalar, zorbalık ve aile içi ihmal gibi pek çok sebepten kaynaklanabilmektedir. Çocukluk çağı travması, nörogelişimsel ve psikososyal gelişim süreçlerini önemli ölçüde bozabilecek aşırı psikolojik strese neden olan acı verici travmatik bir olayı tanımlamaktadır. Ayrıca, çocukların psikopatoloji geliştirmesi açısından önemli bir risk faktörüdür. En yaygın çocukluk travması türleri şunlardır; fiziksel, duygusal ve cinsel istismar, ihmal, şiddete tanıklık etme, kayıp ve yas süreci, doğal afetler, tıbbi travmalar ve savaş/mültecilik deneyimleri.
Yetişkinlikte Çocukluk Travmalarının Psikolojik Sonuçları
Çocukluk çağında yaşanan travmanın yetişkinlik dönemi üzerindeki etkisine odaklanan pek çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar incelediğinde çocukluk çağı travmalarının psikopatoloji geliştirilmesi açısından risk faktörü olduğu dikkat çekmektedir. Ayrıca, çocukluk travması yaşamış olan yetişkinlerin sağlıklı ilişkiler kurma ve sürdürme konusunda zorluk çekme ihtimalleri de daha yüksektir.
Çocukluk travmasının, ileriki yaşamda kaygı ve depresyon gelişiminde önemli bir rolü bulunmaktadır. Çocukluk döneminde şiddetli stres faktörlerine tekrar tekrar maruz kalmak, vücutta aşırı stres hormonu iletimine neden olmaktadır. Çocukluk çağı duygusal ihmalinin, depresif bozuklukların ve diğer komorbid bozuklukların ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden biri olduğu görülmüştür. Çocukluk döneminde yaşanan istismarın genç erişkinlerde travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi psikiyatrik bozukluklar için artan bir riskle ilişkili olduğu bulunmuştur. Benzer şekilde çocukluk döneminde istismar edilmiş yetişkinlerin mevcut majör depresif bozuklukları için artan bir risk faktörü olduğu dikkat çekmektedir. Ayrıca duygusal istismara uğramış çocukların yeme bozukluğu geliştirme riskinin de daha yüksek olduğu bilinmektedir. Çocukluk çağında istismar edilmiş bireylerin alkol ve madde kullanım bozuklukları yaşama ihtimali de önemli ölçüde artmaktadır. Çocuklukta cinsel istismara uğramış bireylerin istismara uğramamış bireylere göre daha fazla alkol tükettiği yönünde çalışmalar yapılmıştır. Benzer şekilde çocukluk çağında istismara uğraşmış bireylerin madde bağımlılığı yaşama oranlarının fazlalığı da dikkat çekmektedir.
Çocukluk Travmaları ile Başa Çıkma Yöntemleri
Çocukluk çağındaki olumlu ve olumsuz deneyimler, bir çocuğun ilerlemesi, gelişimi ve ilişkileri için büyük önem taşımaktadır. Sağlıklı, koruyucu, sevgi dolu ve destekleyici bir çevre, çocuğun gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Etkileşimler ve deneyimler çocuk gelişimini hem doğrudan hem de dolaylı yoldan etkilemektedir. Bu dönemde yaşanan olumsuz deneyimler çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik döneminde pek çok soruna neden olabilmektedir. Çocukluk travmasının etkilerini azaltmak için öncelikle terapist ve danışan arasında hassasiyet ve güvene dayalı bir ilişki kurulmalıdır. Danışanı kendisini açması için teşvik etmek ve ona destek olmak önemli bir yere sahiptir. Çocukluk travmaları ile başa çıkmak için travmanın belirtilerini tanımak, etkilerini ve kökeni anlamaya çalışmak yapılması gerekenler arasındadır. Çocukluk çağı travmasının yaygın belirtileri şunlardır; düşük öz saygı, kendini suçlama, güven problemleri, uyku ve yeme bozuklukları, aşırı uyanıklık/tetiktelik, hassasiyet ve irkilme tepkisi, ruh hali değişimleri, davranışsal bozukluklar, çözülme ve flashback. Ayrıca bireyin yaşamı, günlük işlevselliği, ilişkileri, sosyal destek sistemi gibi diğer alanlarda detaylıca ele alınmalıdır.
Çocukluk travması ile baş etmek için diğer yöntemler; travmayı tanımak ve kabul etmek, profesyonel yardım almak, psikoterapiye başvurmak, sosyal destek sistemini güçlendirmek, bireyin istek ve ihtiyaçlarına önem vermesini sağlamak, sağlıklı başa çıkma mekanizmaları geliştirmek, bireye mutluluk ve keyif veren aktiviteleri hayatına adapte etmek, egzersiz, yeme ve uyku düzeni oluşturmak, yaratıcı ifadeyi geliştiren aktiviteler yapmak. Günlük rutinler oluşturmak istikrarın sağlanması için faydalı olabilmektedir.
Psikoterapi, travma tedavisi için uygulanacak en iyi ve işlevsel yöntemlerin başında gelmektedir. Hastaların semptomlarını azaltmak ve iyi oluşlarını artırmak için çeşitli terapi yöntemleri bulunmaktadır. Bilişsel Davranışçı Terapi bu yöntemlerin başında gelmektedir ve travma tedavisinde uzun yıllardır etkin bir biçimde kullanılmaktadır. Bilişsel davranışçı terapi (BDT), düşünceler, duygular ve davranışların etkileşim içinde olduğunu belirtir ve bunlar üzerinde yaratılacak değişimlerin bireyin iyileşmesine katkıda bulunmasını hedefler. BDT, bireylerin olayları algılama biçimlerinin onların duygusal tepkilerini etkilediği kuramına dayanmaktadır. Uyumsuz düşünce kalıplarını, duygusal tepkileri veya davranışları belirleyerek bunları daha yararlı ve işlevsel olan kalıplarla değiştirmek terapinin hedeflerindendir. Bilişsel Davranışçı Terapinin maruz bırakma ve psiko-eğitim gibi pek çok tekniğinden faydalanılarak travma tedavisi uygulanabilmektedir. Aynı zamanda, Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi (EMDR), göz hareketleri, sesler ya da titreşim aracılığıyla beyni uyarmayı içeren bir terapi yöntemidir. Duyusal deneyimler ile birlikte kişinin yaşadığı travmatik deneyimle bağ kurması sağlanır. Bu travmatik olayın sonucunda yaşadığı depresyon, kaygı, öfke gibi belirtilerin üstesinden gelmesi amaçlanır.