Müthiş Psikoloji MP Uygulamasından Açın
Aç
İlişkiler
6 dk okuma 3 okunma 0 beğeni

Neden Çift Terapisi?

İlişkilerde aynı tartışmalar neden tekrar eder? Geçmiş deneyimler, yerleşmiş beklentiler ve duygusal tepkiler, partnerlerin birbirlerini nasıl anladıklarını etkileyebilir. Çift terapisi, bu tekrar eden döngüleri birlikte keşfetmeye ve ilişkiye farklı bir gözle bakmaya alan açar.

Neden Çift Terapisi?

İlişkilerde Tekrar Eden Çatışmaları, Geçmişten Bugüne Aktarılanları ve Birlikte Kurulan İlişkiyi Anlamak

Bir ilişkide yaşanan deneyimleri yalnızca partnerlerin bireysel özellikleriyle ya da iletişim becerileriyle açıklamak çoğu zaman yeterli olmamaktadır. Çift terapisi, iki kişinin ayrı ayrı ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamanın yanı sıra, birlikte nasıl bir ilişki oluşturduklarını da araştırır.

Çift terapisinin ilk önemli sorusu şudur: İki kişi bir araya geldiğinde nasıl yeni bir ilişki deneyimi üretilir? Çift terapisi, bu sorunun yanıtını partnerlerle birlikte araştırmak için açılan bir alandır. Psikanalitik terapide terapist, çiftin ilişkisine dair çiftin gerçekliğini onlardan daha iyi bilen bir konumda yer almamaktadır. Aksine, terapist ve partnerler, henüz yeterince anlaşılmamış bir ilişki deneyimini birlikte keşfetmeye çalışırlar. Çift terapisine psikanalitik yaklaşım; çift ilişkisinin yalnızca iki bireyin ruhsal özellikleri üzerinden anlaşılamayacağını da vurgulamaktadır. Birliktelik, kişilerin bireysel dünyalarının karşılaştığı, birbirini etkilediği ve yeni anlamlar kazandığı bir alan olarak ele alınmaktadır. Çift terapisi bu bakımdan yalnızca yeni davranışlar geliştirmeyi amaçlamamakta, birbirine yeniden merakla bakabilmeye de imkân tanımaktadır. Böylece çift, birbirini sabit tanımların içine yerleştirilmiş olmaktan çok yaşam içinde değişebilen ve dönüşebilen insanlar olarak görmeye başlayabilir.

Çiftleri oluşturan partnerler ve aile üyeleri zaman içinde oldukça öngörülebilir ilişki senaryoları geliştirebilmektedir. Kişiler farkında olmadan tanıdık rollerin içine yerleşebilir ve olaylar değişse bile birbirlerine verdikleri tepkiler benzer biçimde ilerleyebilir. Çift ilişkilerinde de bu tür tekrarlarla sıkça karşılaşabiliriz. Üstelik zaman içinde partnerlerin birbirlerine verdikleri tepkileri o andaki davranışlara yönelik olarak kalmamakta, o davranışların ne anlama geldiğine ilişkin yerleşmiş beklentilerine de tepki vermeye başlayabilirler. Birinin sessizliği artık yalnızca sessizlik olarak kalmamakta, geçmişte yaşanan birçok kırgınlığın hatırlatıcısı haline gelmiş olabilir. Bir başkasının sorusu, o anda sorulmuş bir soru olmaktan çıkarak yıllardır hissedilen bir eleştirinin devamı gibi duyulabilir. Böylece geçmişte yaşananlar, bugünkü karşılaşmaların nasıl deneyimleneceğini de etkilemeye başlar. Çift terapisi, bu tekrar eden döngüleri partnerlerden birinin sorunu olarak görmemeyi birlikte çalışmaktadır. Bu da bir biçimde fark etmeye ve çiftin bu döngü içindeki konumunu yeniden düşünmesine yardımcı olabilir.

Bir ilişkide aynı tartışmanın tekrar etmesi, tarafların sorunu yeterince konuşmadıkları anlamına gelmeyebilir. Bazen kişiler yaşadıkları güçlüğü defalarca konuşmuş, birbirlerine ne hissettiklerini anlatmış, çeşitli çözümler denemiş olabilirler. Buna rağmen bir şey değişmeyebilir. Çünkü bazı durumlarda adına iletişim sorunu dediğimiz şeyler; kişilerin ne söylemeleri gerektiğini bilmemelerinden çok, birbirlerinin söylediklerini nasıl duyduklarıyla, nasıl anlamlandırdıklarıyla ve bu karşılaşma sırasında hangi duyguların harekete geçtiğiyle ilgilidir.

Bir kişi “bana hiç zaman ayırmıyorsun” dediğinde, partneri bunu birlikte daha fazla zaman geçirme arzusu olarak ele almak yerine, kendisine yöneltilmiş yeni bir yetersizlik suçlaması olarak duyabilir. Diğerinin savunmaya geçmesi ise ilk kişinin yalnızlık duygusunu güçlendirebilir. Bu durumda daha etkili iletişim kurmak elbette önemlidir ancak yalnızca farklı cümleler kurmayı öğrenmek, o cümlelerin zaman içinde ilişkide kazandığı anlamı değiştirmek için her zaman yeterli olmayabilir. Bazen kişinin kendi davranışının karşısındaki insan üzerinde nasıl bir etki yarattığını fark etmesi önem kazanır. Bazen partnerinin davranışına ilişkin yıllardır taşıdığı bir varsayımı yeniden değerlendirmesi, bazen de kendi kırgınlığının veya öfkesinin altında bulunan başka duyguları tanıyabilmesi çift terapisi ile mümkün olur. Merak burada özellikle anlamlıdır. Kişilerin davranışlarını tek bir açıklamaya indirgemek yerine, farklı anlamların ve olasılıkların araştırılabilmesi, ilişkide yerleşmiş kesinliklerin sorgulanmasına alan açabilir. Çünkü uzun süreli ilişkilerde partnerler zaman zaman birbirlerini çok iyi tanıdıklarından emin olmaya başlarlar. Karşılarındaki kişinin neden öfkelendiğini, neden uzaklaştığını ya da neyi amaçladığını bildiklerini düşünürler. Çift terapisinde bu kesinliklerin sorgulanabilmesi, yalnızca partnerlerin birbirlerine ilişkin düşüncelerini değiştirmesi anlamına gelmemekte; birbirleriyle karşılaşma biçimlerini de yeniden deneyimleyebilmelerine olanak tanıyabilir.

Bir kişinin kendi ilişki deneyimini bireysel terapide ele alması son derece değerli olabilir. Ancak çift terapisinde, iki kişinin birbirini nasıl etkilediği yalnızca anlatılanlar üzerinden değerlendirilmemekte, görüşme sırasında aralarında gerçekleşen etkileşimler üzerinden de anlaşılabilmektedir. Kimin hangi konuyu açmakta zorlandığı, bir kırgınlık dile getirildiğinde diğerinin nasıl karşılık verdiği, tarafların birbirlerine ne zaman yaklaşabildiği veya hangi anlarda aralarındaki temasın kesildiği, birlikte üzerinde düşünülebilecek deneyimler haline gelir.

Terapötik çalışma, her iki kişinin deneyiminin duyulabildiği, aralarındaki ilişkinin daha ayrıntılı biçimde anlaşılabildiği bir alan oluşturmayı amaçlar. Böylece çift terapisi, yalnızca partnerlerin birbirlerini anlamalarını sağlamayı amaçlamayan bir alan olmamakta, birlikte oluşturdukları ilişkiyi de düşünmelerine imkân tanır.

Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.