Müthiş Psikoloji MP Uygulamasından Açın
Aç
Kişisel Gelişim
5 dk okuma 1 okunma 0 beğeni

Hep Güçlü Olmak Zorunda Değilsin

Hep güçlü olmak, herkese yetişmek ve başkalarının ihtiyaçlarını önceliklendirmek zamanla insanın kendi duygularını ihmal etmesine neden olabilir. Kendine bir dakika ayırmak, hislerini fark etmek ve kendine şefkatle yaklaşmak güçsüzlük değil, kendini de önemsemenin bir yoludur.

Hep Güçlü Olmak Zorunda Değilsin

Hep Güçlü Olmak Zorunda Değilsin

Önceki yazıda duyguyu bastırmak yerine ona bir isim vermenin ne kadar işe yaradığını anlatmıştım. "Kötüyüm" demek ile "kırıldım ve biraz da utandım" demek arasındaki farktan, duyguyu bir düşman değil de bir haberci gibi dinlemekten söz etmiştim. Ama bunu okuyup içinden "iyi de, benim buna vaktim yok ki" diyen biri varsa, bu yazı biraz da onun için. Çünkü bazen sorun duyguyu tanımamak değil. Sorun, kendi duygumuza hiç sıra gelmemesi. Gün boyu başkalarının ihtiyaçları, işler, telefonlar, mesajlar derken insan akşam olduğunda kendine ne hissettiğini sormayı bile unutuyor. Sonra bir gün hiçbir şey olmamışken gözleri doluyor ve nedenini bilemiyor. Aslında neden çok açık. O duygular bir yere gitmedi, sadece sırada bekliyordu. Belki sen de herkesin işini yoluna koyan, ama iş kendine gelince durup bakamayan o kişisin. Bu yazıda o sıranın en sonunda duran kişiden, yani senden söz etmek istiyorum. Hem de seni yormadan, sana yeni bir yük eklemeden.

Danışanlarımla çalışırken bu tabloyu çok sık görüyorum, özellikle kadınlarda. Evde herkesin keyfini o kollar. İşte gerginliği o yumuşatır, toplantıda ortamı o toparlar. Ailede biri üzülse ilk aranan kişi odur, arkadaş grubunda dertler ona anlatılır. Kendi yorgunluğu ise hep "sonra"ya kalır. O sonra çoğu zaman gece yarısı gelir, telefon elde, "neden hep bu kadar yorgunum" ya da "neden her şeye ağlamak istiyorum" diye arama yaparken. Belki şu an bu yazıyı da öyle bir anda okuyorsun. Eğer kendini bu satırlarda tanıdıysan şunu bil, bunda tuhaf ya da eksik bir şey yok. Yıllarca başkalarının duygusunu taşıyan biri, bir noktada kendi yükünü hissetmeye başlar. Bu bir çöküş değil. Bedeninin ve zihninin sana "ben de buradayım" deme biçimi. Kimi zaman baş ağrısı olarak gelir, kimi zaman sebepsiz bir huzursuzluk, kimi zaman da sevdiğin şeylerden tat alamamak olarak. Çoğu kadın bu sesi bencillik sanıp susturuyor, oysa o ses seni korumaya çalışıyor. Dinlemek, kimseyi bırakmak anlamına gelmiyor. Sadece kendini de listeye eklemek anlamına geliyor.

Başlamak için büyük bir değişikliğe ihtiyacın yok. Saatlerce meditasyon yapman, hayatını baştan düzenlemen gerekmiyor. Gün içinde bir dakika ayır, kahveni beklerken, arabada kırmızı ışıkta, çocuk uyuduktan sonra mutfakta. Kendine sadece şunu sor: Şu an ben ne hissediyorum? Cevap "bilmiyorum" bile olabilir, o da bir cevap. Bazen "yorgunum" çıkar, bazen "kimse beni fark etmiyor" çıkar, bazen de sadece göğsünde bir ağırlık. Ne çıkarsa çıksın, onu hemen düzeltmeye çalışma, sadece gör. İstersen telefonunun not defterine tek bir kelime yaz, kimse okumayacak. Bir de kendinle nasıl konuştuğuna dikkat et. Zor bir günün ardından en yakın arkadaşına "ne kadar beceriksizsin, bunu da mı beceremedin" demezsin. Ona "gerçekten ağır bir gündü, biraz dinlen" dersin, belki sarılırsın. Aynı cümleyi kendine kurmayı dene. İlk başta garip gelir, hatta biraz yapay. Ama sık tekrarladıkça iç sesin yumuşar. İçimizdeki ses ne kadar sertse, duygularımızı o kadar saklarız. Biraz şefkat, duygunun saklandığı yerden çıkmasına izin verir.

Güçlü olmak hiç sarsılmamak demek değil. Bize uzun zaman böyle öğretildi, ağlamayan, şikâyet etmeyen, her şeye yetişen kadın güçlü kadındır diye. Oysa gerçek güç bazen "bugün bana da biri iyi gelsin" diyebilmek. Bunu bir dostuna, annene, kız kardeşine, partnerine söyleyebilirsin. Karşındaki kişi çoğu zaman bunu duyduğuna sevinir, çünkü ona da kapı aralamış olursun. Bazen de bu yük o kadar uzun süredir taşınıyor ki, yakınlarla konuşmak yetmiyor. O zaman bir uzmandan destek almak da bir seçenek, son çare değil. Yardım istemek seni zayıf yapmaz, sadece yükün bir kısmını yere bırakmana izin verir. Belki bu akşam büyük bir şey yapmayacaksın, sadece kendine o soruyu soracaksın. Bu da yeter. Çünkü bir duyguya isim vermek, onun yanında yalnız olmadığını kendine hatırlatmanın en küçük ama en sağlam yolu. Yarın yine herkese yetişmeye çalışacaksın, biliyorum. Sadece bu sefer kendini de unutma. Sen de bu hikâyede bir yer hak ediyorsun. Kenarda değil, tam ortada.

Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.