Müthiş Psikoloji MP Uygulamasından Açın
Aç

İlişki Sürerken Kaybetme Korkusu - Terk Edilme Şeması Üzerine

Terk edilme korkusu, yalnızca bir ilişkinin sona ermesiyle değil, henüz devam eden bir ilişkinin bitebileceği ihtimaliyle de ortaya çıkabilir. Çocuklukta yaşanan belirsizlikler ve tutarsız yakınlık deneyimleri, yetişkinlikte terk edilme şemasının gelişmesine zemin hazırlayabilir. Bu şema, ilişkilerde aşırı güvence arama, yakınlıktan kaçınma veya kaybetme endişesiyle sürekli tetikte olma gibi farklı davranışlarla kendini gösterebilir. Peki, yaşadığımız güvensizlik geçmiş deneyimlerimizden mi kaynaklanıyor, yoksa mevcut ilişkimizin koşullarından mı? Bu ayrımı anlamak, daha güvenli ilişkiler kurabilmenin önemli adımlarından biridir.

İlişki Sürerken Kaybetme Korkusu - Terk Edilme Şeması Üzerine

Terk edilme deyince aklımıza çoğunlukla gerçekleşmiş ayrılıklar gelir. Oysa bazı insanlar için asıl yorucu olan, henüz gerçekleşmemiş olandır: Bir ilişki bütün canlılığıyla sürerken onun biteceği ihtimaliyle meşgul olmak, yakınlık kurulmuşken o yakınlığa güvenememek, karşımızdaki buradayken yokluğuna hazırlanmak.

Süreklilik Duygusu Nasıl Kurulur?

Bir çocuk için güven, yalnızca ihtiyaç anında birinin yanında olmasından ibaret değildir; o kişinin varlığının öngörülebilir olmasıyla da ilgilidir. Bugün yakınlık gösteren kişiye yarın da ulaşabileceğini bilmek, ilişkilerin sürekliliğine dair bir iç güven oluşturur. Bunun için kusursuz bir beraberlik gerekmez: Ayrılıklar, anlaşmazlıklar ve karşılanamayan ihtiyaçlar her ilişkide vardır. Önemli olan, çocuğun bu iniş çıkışlar arasında bağın kopmadığını ve yakınlığın yeniden kurulabildiğini deneyimleyebilmesidir.

Ancak kimi çocukluklar bu sürekliliği sunmaz. Sık tekrarlanan fiziksel ayrılıklar, erken kayıplar, evde süreklilik gösteren çatışma ve belirsizlik ya da bir gün şefkatli olan yetişkinin ertesi gün duygusal olarak erişilmez olması… Çocuk, sevdiği insanların yanında kalmasını sağlayamaz; ilişkilerin neden değiştiğini her zaman anlayamaz. Böyle bir ortamda ilişkinin devamına güvenmek yerine, kaybolma ihtimaline karşı sürekli tetikte olmayı öğrenebilir. Yakınlık artık yalnızca rahatlıkla değil, kaybetme ihtimaliyle de ilişkilenmiştir.

Terk Edilme Şeması

Şema Terapi'de bu deneyimlerin izlerinden biri terk edilme / istikrarsızlık şeması olarak adlandırılır: Kişi, kendisi için önemli ilişkilerin süreceğine güvenmekte zorlanır; yakın olduğu insanların uzaklaşacağına, kendisini bırakacağına ya da ihtiyaç anında orada olmayacağına dair güçlü bir beklenti taşır. Bu her zaman açık bir 'terk edileceğim' düşüncesi olarak yaşanmaz; bazen ilişkinin geleceğine dair süreğen bir belirsizlik hissi, bazen karşı tarafın davranışlarındaki en küçük değişime karşı keskin bir hassasiyet, bazen de bitmek bilmeyen bir güvence ihtiyacı biçiminde görünür. Kişi sevildiğini bilebilir; ama zihinsel olarak bildiklerimiz ile duygusal olarak beklediklerimiz her zaman aynı yönde ilerlemez.

Aynı Korku, Farklı Görünümler

Bu şema herkeste aynı davranışı doğurmaz. Kimi insan kaybetme ihtimalini küçültmek için ilişkiye daha sıkı tutunur: daha sık iletişim ister, ilişkinin sürdüğüne dair tekrar tekrar teyit arar. Bu güvenceler kısa süreli rahatlatır; çünkü mesele çoğu zaman söylenenin kendisi değil, söylenenin ne kadar kalıcı hissedilebildiğidir. Kimi ise aynı korkuyla tam tersini yapar: ilişki derinleşmeye başladığında geri çekilir, bağlılığını sınırlar, kimseye fazla ihtiyaç duymamanın kendisini koruyacağını düşünür. Kimileri de anlaşmazlığın karşı tarafı uzaklaştıracağı endişesiyle kendi rahatsızlıklarını hiç dile getirmez. Dışarıdan bambaşka görünen bu davranışların altında benzer bir beklenti yatabilir. Öte yandan kaybetme korkusu ne kadar gerçek olursa olsun, karşı tarafı kontrol etmeyi ya da sınır ihlallerini meşru kılmaz; duygularımız ile davranışlarımız arasındaki ayrımı görebilmek bu örüntüyü anlamanın parçasıdır.

Tanıdık Olan, Güvenli Olan mıdır?

Geçmiş deneyimler, hangi ilişkilerin bize tanıdık geldiğini de biçimlendirir. Öngörülemez yakınlıklarla büyümüş biri için duygusal olarak tutarlı ve ulaşılabilir bir ilişki başlangıçta yadırgatıcı olabilir; buna karşılık yakınlığın inip çıktığı, geleceği belirsiz ilişkiler daha tanıdık hissedilebilir. Oysa tanıdık olan her zaman güvenli olan değildir. Bu, insanların kendilerine iyi gelmeyen ilişkileri bilerek seçtiği anlamına gelmez; ilişki seçimlerinde karşılaşılan kişiler, koşullar, değerler ve zamanla ortaya çıkan pek çok etken rol oynar. Yine de öğrenilmiş beklentiler, bir ilişkide neyi olağan saydığımızı ve davranışlara nasıl anlam verdiğimizi etkileyebilir.

Şemadan mı, İlişkiden mi?

Önemli bir ayrım daha var: İlişkide gerçekten yaşananlar ile yaşananların bizde harekete geçirdiği beklentiler aynı şey değildir. Karşımızdakinin bir süre yalnız kalmak istemesi ilişkinin bittiği anlamına gelmeyebilir; ama yakınlığın beklenmedik biçimde kaybolduğunu deneyimlemiş biri için bu mesafe, geçmişten tanıdık bir güvensizlik duygusunu da çağırabilir. Bununla birlikte her güvensizlik şemayla açıklanamaz: Sürekli belirsizliğin, tehditlerin ya da ani uzaklaşmaların olduğu bir ilişkide güvende hissedememek anlaşılır bir durumdur. Bu yüzden amaç kişiyi her koşulda ilişkide kalmaya ikna etmek değil; hem ilişkide gerçekten ne yaşandığını hem de geçmişin beklentilerinin bugünü nasıl renklendirdiğini daha net görebilmektir.

Güven, birinin hiç gitmeyeceğinden emin olmak değildir — böyle bir kesinlik insan ilişkilerinde yoktur. Güven, belirsizlikle karşılaştığımızda onun içinde kalabilmekle, anlaşmazlıkların her zaman ayrılıkla bitmediğini deneyimlemekle ve bağın yeniden kurulabildiğini görmekle ilgilidir. Bir ilişkinin sonsuza dek süreceğinden emin olamayız; fakat ilişki henüz bitmemişken onu sürekli kaybediyormuş gibi yaşamadan var olabilmenin yollarını zamanla öğrenebiliriz.

 

Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.