Müthiş Psikoloji MP Uygulamasından Açın
Aç

“Annem Öyle Demek İstemedi”: Evlilikte Eşini Yalnız Bırakmak

Evlilikte kök ailelerle yaşanan anlaşmazlıklar, eşlerin birbirlerine karşı tutumlarıyla daha da derinleşebilir. Bazen insanı asıl inciten, aile büyüklerinin sözlerinden çok, eşinin sessiz kalması ve yaşadığı kırgınlığı görmezden gelmesidir. Peki, aile bağlarını korurken evliliğin sınırlarını belirlemek ve eşine kendisini yalnız hissettirmemek nasıl mümkün olabilir?

“Annem Öyle Demek İstemedi”: Evlilikte Eşini Yalnız Bırakmak

Bazen bir evlilikte insanı en çok inciten, aile büyüklerinin söyledikleri değil; o sözlerin ardından eşinin sessiz kalmasıdır.

“Annem öyle demek istemedi.”

“Babamın huyu böyle, takılma.”

“Sen de her şeyi yanlış anlıyorsun.”

“Şimdi bir şey söylersem ailemle aram bozulacak.”

Bu cümleler size tanıdık geliyor mu?

Evliliklerde kök ailelerle yaşanan anlaşmazlıklar zaman zaman kaçınılmaz olabilir. Farklı aile kültürleri, alışkanlıklar, beklentiler ve yaşam biçimleri çeşitli çatışmalara zemin hazırlayabilir.

Ancak bazı evliliklerde asıl sorun, aile üyelerinin ne söylediğinden çok, eşlerin bu durum karşısında nasıl bir tutum sergilediğidir.

Çünkü insan, hayatını birleştirdiği kişinin her durumda kendisiyle aynı fikirde olmasını beklemeyebilir. Fakat duygularının önemsenmesini, yaşadığı rahatsızlığın anlaşılmasını ve gerektiğinde ilişkisinin sınırlarının korunmasını bekleyebilir.

Eşini savunmak, ailene karşı gelmek midir?

Toplumumuzda evlilikle birlikte bireylerin karşılaştığı önemli çatışmalardan biri, kök aileleri ile kurdukları yeni aile arasındaki dengeyi sağlamaktır.

Bazı bireyler, eşlerinin yaşadığı rahatsızlığı kabul etmenin anne veya babalarına saygısızlık anlamına geleceğini düşünebilir.

Oysa burada birbirinden ayrılması gereken iki önemli kavram vardır: Aileye duyulan saygı ve eşe karşı hissedilen sorumluluk.

Bir insanın annesini sevmesi, onun her davranışını onaylamasını gerektirmez.

Babasına saygı duyması, eşinin yaşadığı kırgınlığı görmezden gelmesi gerektiği anlamına gelmez.

Aile bağlarını korumak ile evliliğin sınırlarını korumak birbirinin karşıtı değildir.

Üstelik eşinin yanında olmak, her durumda onu koşulsuz haklı bulmak demek de değildir.

Önemli olan, yaşanan olayı taraf tutma mücadelesine dönüştürmeden anlamaya çalışabilmektir.

“İdare et” demek gerçekten bir çözüm müdür?

Düşünelim…

Bir aile toplantısında eşinizin mesleği, ailesi, giyimi, ekonomik durumu veya kişisel tercihleri hakkında küçümseyici bir yorum yapılıyor.

Eşiniz bu durumdan rahatsız olduğunu sizinle paylaşıyor.

Siz ise ona, “Boş ver, büyüğümüzdür, idare et.” diyorsunuz.

Belki amacınız tartışma çıkmasını önlemek. Belki de iki taraf arasında kalmaktan yoruldunuz.

Ancak eşinizin duyduğu şey şu olabilir:

“Yaşadığın kırgınlıktan çok, ailemin huzurunu önemsiyorum.”

İşte bu noktada iyi niyetle söylendiği düşünülen bir cümle, ilişkide derin bir yalnızlık hissine neden olabilir.

Elbette her anlaşmazlık aynı ağırlıkta değildir. Her sözün arkasında kötü niyet aramak da sağlıklı bir yaklaşım olmaz.

Ancak tekrarlanan küçümsemeler, sınır ihlalleri ve bunların sürekli normalleştirilmesi zamanla eşler arasındaki güven duygusunu zedeleyebilir.

Unutmayalım: Bir sorunun üzerini örtmek, o sorunu çözmek değildir.

Asıl kırgınlık bazen üçüncü kişiye değil, eşe duyulur

Kök aile ilişkilerinde yaşanan çatışmalarda dikkat çekici durumlardan biri, kırgınlığın zaman içerisinde yön değiştirmesidir.

Başlangıçta kişi, eşinin annesinin veya babasının davranışından rahatsız olabilir.

Ancak aynı durumlar tekrarlandığında ve eşi tarafından anlaşılmadığını düşündüğünde, kırgınlığı doğrudan eşine yönelmeye başlayabilir.

Çünkü mesele artık yalnızca söylenen bir söz değildir.

Mesele, “Ben rahatsız olduğumda eşim beni duyuyor mu?” sorusudur.

“Birlikte kurduğumuz hayatın sınırlarını koruyabiliyor muyuz?”

“Benim duygularım da bu aile içerisinde değer görüyor mu?”

Bu soruların sürekli yanıtsız kalması, çiftlerin birbirlerinden duygusal olarak uzaklaşmasına neden olabilir.

Aileler arasında kalmak mı, sınır koymak mı?

Bazı bireyler, evliliklerinde yaşadıkları aile kaynaklı çatışmaları iki seçenekten ibaret görür:

Ya ailemi seçeceğim ya da eşimi.

Oysa sağlıklı bir yaklaşım her zaman böyle keskin bir seçim yapmayı gerektirmez.

Örneğin bir aile büyüğü eşiniz hakkında kırıcı bir yorum yaptığında, şu şekilde karşılık verebilirsiniz:

“Bu konuda farklı düşünebilirsiniz ancak eşimle ilgili böyle konuşulmasını istemiyorum.”

Ya da:

“Düşüncenizi anlıyorum fakat bu kararı eşimle birlikte vereceğiz.”

Bu cümleler aileye karşı saygısızlık içermez.

Aksine, hem aile bağlarını hem de evlilik ilişkisinin sınırlarını gözeten bir yaklaşım sunar.

Sınır koymak, insanları hayatımızdan çıkarmak anlamına gelmez. Bazen ilişkilerin daha sağlıklı devam edebilmesi için hangi davranışları kabul edip etmeyeceğimizi açıkça ifade etmektir.

Eşler bu süreçte nasıl hareket etmeli?

Öncelikle her iki eşin de birbirinin duygularını dinlemeye istekli olması gerekir.

Bir taraf yaşadığı rahatsızlığı ifade ederken diğer tarafın hemen ailesini savunmaya geçmesi, konuşmanın bir anlaşmazlığa dönüşmesine yol açabilir.

Bunun yerine şu sorular üzerinde durulabilir:

● Eşim bu olayda neden incindi?

● Ben onun duygularını anlamaya çalıştım mı?

● Aileme duyduğum bağlılık, eşimin ihtiyaçlarını görmemi engelliyor olabilir mi?

● Benzer bir davranış benim ailem tarafından eşime değil, bana yapılsaydı nasıl hissederdim?

● Bu durumu tekrar yaşamamak için birlikte nasıl bir sınır belirleyebiliriz?

Burada önemli olan aile üyelerini suçlamak veya eşlerden birini haklı ilan etmek değildir.

Amaç, çiftin karşı karşıya değil, sorunun karşısında birlikte durabilmesidir.

Ancak tehdit, aşağılama, korkutma veya şiddet içeren davranışların bulunduğu durumlarda yalnızca iletişimi geliştirmeye odaklanmak yeterli değildir. Böyle durumlarda güvenlik ve uygun uzman desteği öncelikli değerlendirilmelidir.

Sonuç: Evlilikte yalnızlık bazen kalabalıkların içinde başlar

Evlilikte insanın kendisini yalnız hissetmesi için fiziksel olarak tek başına olması gerekmez.

Bazen kalabalık bir aile sofrasında, bazen bir bayram ziyaretinde, bazen de söylenen kırıcı bir sözün ardından eşinin sessiz kalmasıyla başlayabilir bu duygu.

Elbette hiç kimse ailesiyle eşi arasında sürekli bir mücadele vermek zorunda bırakılmamalıdır.

Ancak evlilik, yalnızca güzel günleri paylaşmak değil; anlaşmazlıklar karşısında da ortak bir duruş geliştirebilmektir.

Anne ve babaya duyulan sevgi, eşe gösterilen anlayışı azaltmak zorunda değildir.

Aile büyüklerine gösterilen saygı, eşin duygularını değersizleştirmeyi gerektirmez.

Ve belki de en önemlisi:

Bir insanın eşinden beklediği şey, herkesin karşısında kendisini haklı çıkarması değil; kendisini yalnız hissettirmemesidir.

Peki, sizce bir evlilikte eşini korumak ile ailesine saygı göstermek arasındaki denge nasıl kurulmalı?

Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.