Seni Seviyorum Ama Boğuluyorum - Kaygılı ve Kaçıngan Bağlanma Aynı Evde
İlişkilerde biri konuşmaya çalışırken diğerinin susması, zamanla iki tarafı da yoran bir döngüye dönüşebilir. Bu döngünün altında terk edilme korkusu, yetersizlik hissi ve çocuklukta öğrenilen bağlanma biçimleri bulunabilir. Peki, birbirini seven iki insan neden birbirini anlamakta zorlanır? İletişim döngüsünü fark etmek ve duyguları suçlamadan ifade etmek, ilişkide yeni bir başlangıcın kapısını aralayabilir.
"Bir şey anlatmaya başlıyorum, yüzü değişiyor. Sonra susuyor." Kadın bunu söylerken eşine bakmıyor. Adam geriye yaslanıyor. Uzun bir sessizlik. Sonra: "Ne söylesem yanlış."
Bu çift kavga etmiyor. Aynı döngünün içinde, ikisi de kendi bildiği tek yolu deniyor; o yol da döngüyü büyütüyor.
Biri konuştukça öteki susuyor. Öteki sustukça biri daha çok konuşuyor. Sonunda ikisi de yorgun, ikisi de yalnız, ikisi de haklı. Bu sahneyi çift seanslarının çoğunda, daha ilk dakikalarda görürüm. Ve neredeyse hiçbir çift bunun bir döngü olduğunu bilmez; herkes karşısındakinin karakterinden şikâyet eder.
Oysa mesele karakter değil. Mesele, iki insanın yakınlığı iki farklı dilde öğrenmiş olması.
Neden Biri Konuşuyor, Öteki Susuyor?
Önce konuşan tarafı düşünelim. Eşi sustuğunda göğsünde bir sıkışma başlar; nefesi kısalır, yutkunması zorlaşır. O sessizlik onun iyi bildiği bir işarettir. Kelimeye dökülse şuna benzer:
- "Beni istemiyor."
- "Yine uzaklaşıyor."
- "Bir şey yaptım, ama ne?"
- "Şimdi konuşmazsam bir daha konuşamayız."
Bu işarete katlanamaz, çünkü onun için sessizlik hiçbir zaman sakinlik olmamıştır. Sessizlik, kaybetmek üzere olmanın çığlığıdır. O yüzden konuşur, sorar, üstüne gider, bazen bağırır. Dışarıdan öfke gibi görünen şey, içeriden bakınca korkudur: "Lütfen gitme."
Şimdi susan tarafı düşünelim. Eşi "konuşmamız lazım" dediğinde onun içinde de bir sıkışma olur, çünkü o da kendi tehlike işaretini görmüştür. Ne söylese az, ne yapsa yanlış olacakmış gibi bir yetersizlik hissi çöker. İç sesi başka konuşur:
- "Ne söylesem yanlış olacak."
- "Şimdi bir şey desem daha büyür."
- "Sussam en azından kötüleşmez."
- "Neden hiçbir zaman yetmiyor?"
Sustuğunda yalnızca kendini korumaz; ilişkiyi de kurtarmaya çalışır. Soğukluk gibi duran o yüzün altında aynı korku vardır: "Yetemeyeceğim."
İki korku. Aynı evde. Birbirini besliyor.
Konuşanın sesi yükseldikçe ötekinin yetersizlik hissi büyür, daha çok susar. O sustukça konuşanın terk edilme korkusu büyür, daha çok konuşur. Kimse kötü niyetli değil. Kimse aslında uzaklaşmak istemiyor. Ama döngü bir kez kurulduğunda herkes en iyi bildiğini yapıyor ve yaptığı şey, karşısındakinin en çok korktuğu şey oluyor.
Bu rollerin cinsiyetle ilgisi yok; sessizliğe çekilen de, üstüne giden de hem kadın olabilir hem erkek.
Bu Döngü Nereden Geliyor?
Yakınlık öğrenilir. Çocukken korktuğumuzda, üzüldüğümüzde, birine ihtiyaç duyduğumuzda ne olduğunu hatırlarız; kelimelerle değil, bedenle. Bazı çocuklar ihtiyaç duyduklarında karşılarında kimi zaman var, kimi zaman yok olan bir yetişkin bulur. O çocuk şunu öğrenir: yakınlık garanti değil, tutmak için çabalamak gerek, sessizlik tehlikedir. Yetişkin olduğunda ilişkide sürekli tetiktedir; mesaj gelmediğinde, ses değiştiğinde, kapı biraz sert kapandığında içinde aynı çocuk uyanır. Buna kaygılı bağlanma deniyor.
Bazı çocuklar ise ihtiyacını dile getirdiğinde karşısında onu fazla bulan, geri çekilen ya da "kendin hallet" diyen bir yetişkinle karşılaşır. O çocuk şunu öğrenir: ihtiyaç göstermek işe yaramaz, hatta uzaklaştırır; en güvenlisi kendi içine çekilmek. Yetişkin olduğunda yakınlığı ister ama yakınlık yaklaştığında nefesi daralır; ondan bir şey isteniyormuş gibi hisseder, çünkü çocukken istemek onu yalnız bırakmıştır. Buna kaçıngan bağlanma deniyor.
Bunlar tanı ya da kişilik etiketi değil; aynı kişi farklı ilişkilerde farklı yerde durabilir, hatta aynı ilişkide dönemden döneme yer değiştirebilir. Uzun bir stres dönemi, bir yas, bir iş kaybı ya da eve yeni gelen bir bebek, hep konuşan eşi susturabilir; yıllardır susan eşi ilk kez üstüne gitmeye başlatabilir. Bazı insanlarda ikisi bir aradadır: hem yaklaşmak isterler hem kaçmak.
Ve bu iki insan birbirini bulur. Klinikte en sık karşılaştığım eşleşme budur.
Tesadüf değil. Kaygılı olan, karşısındaki sakin ve mesafeli durduğunda onu güçlü ve güvenli görür; kaçıngan olan, karşısındaki sıcak ve ısrarcı olduğunda onda hiç tatmadığı bir canlılık bulur. İlişkinin başında ikisi de ötekinde kendi eksiğini tamamlar. Sonra yakınlık artar, korkular uyanır ve birbirini tamamlayan iki insan, birbirini yoran bir döngüye hapsolur.
Döngüden Nasıl Çıkılır?
Buradaki en yaygın hata, sorunu karşı tarafta görmek ve onu değiştirmeye çalışmaktır. Biri "biraz açılsan", öteki "biraz sakinleşsen" der. İkisi de karşısındakinden en zor şeyi istiyor: korkusunun tam tersini yapmasını.
Çıkış başka yerden geçer. Döngüyü görmekten.
Seansta bir çifte ilk kez "siz birbirinizle değil, bu döngüyle kavga ediyorsunuz" dendiğinde ikisi de bir an susar. Hazırladıkları savunma boşa düşmüştür; omuzlar düşer. Çünkü o ana kadar ikisi de suçlu arıyordu ve suçlu, karşısındaki insandı. Döngü göründüğünde suçlu ortadan kalkar; iki korkmuş insan kalır.
Sonraki adım, korkuyu öfkenin ve sessizliğin arkasından çıkarıp söylemektir. Konuşan eş "neden susuyorsun" yerine "sustuğunda seni kaybediyormuş gibi hissediyorum" dediğinde, susan eş karşısında saldırı değil bir ihtiyaç bulur. Susan eş "ne söylesem yanlış" yerine "sen üzüldüğünde yetemeyeceğimden korkuyorum ve donuyorum" dediğinde, öteki reddedilmediğini anlar.
Bu cümleler kâğıt üzerinde basit görünür. Evde neredeyse hiç söylenmez. Çünkü söylenmesi gereken an, tam da döngünün ortasıdır: biri korkudan yükselmiş, öteki korkudan kapanmış, ikisinin de kendi içine bakacak yeri kalmamıştır. Yıllarca öğrenilmiş bir dili, tam da ona en çok tutunduğunuz anda bozmanız gerekir. Bunu ilk seferlerde, o anın içinde ve yardımsız yapmak çok zordur.
Çift terapisi döngüyü yavaşlatır, çünkü seansta döngünün dışında duran biri vardır. Susan eş kapanmaya başladığı anda terapist durur ve sorar: "Şu an içinde ne oldu?" Konuşan eşin sesi yükseldiğinde, öfkenin altındaki korkuyu onun yerine kelimelere döker. Sonra birinin söylediğini, ötekinin duyabileceği dile çevirir. Seansta kimse yargılanmaz, kimsenin haklı çıkması gerekmez; bu yüzden insanlar evde on yıl söyleyemedikleri cümleyi bazen ilk birkaç seansta söyler. Asıl fark, cümlenin söylenmesinde değil; ilk kez saldırı sayılmadan duyulmasındadır.
Eşiniz Terapiye Gelmek İstemiyorsa?
Bu, en sık duyduğum sorulardan biridir ve cevabı umutsuz değildir. Bir döngü iki kişiyle döner; tek kişi kendi payını görüp değiştirmeye başladığında döngü eski hızında dönemez. Konuşan eş, ötekinin sessizliğini artık "beni istemiyor" diye değil "korkuyor" diye okumayı öğrendiğinde üstüne gitmez; üstüne gidilmeyen eş bir süre sonra kendiliğinden konuşmaya başlayabilir. Ya da susan eş, kaçmasının karşısındakinde neyi harekete geçirdiğini gördüğünde, "şimdi konuşamıyorum ama gitmiyorum" demeyi öğrenir; bu tek cümle, ötekinin korkusunun yarısını alır.
Bireysel terapi burada işe yarar: kendi korkunuzu tanımaya başlarsınız, o korkunun eşinizde neyi uyandırdığını görürsünüz ve döngüdeki kendi adımınızı değiştirebilirsiniz. Eşiniz bunun için hiçbir şey yapmasa da siz eve başka biri olarak dönersiniz; ilişki de çoğu zaman peşinden gelir. Bazen uzun süre gelmek istemeyen eş, evde değişeni görünce kendisi gelir.
Bağlanma biçimi bir kader değildir. Çocuklukta öğrenilmiştir ve yetişkinlikte, yargılanmadığınız ve kaçmanıza gerek kalmayan bir ilişkinin içinde yavaş yavaş yeniden öğrenilir. Bu yeniden öğrenme büyük bir kararla değil, küçük bir anla başlar.
Başta anlattığım sahne tek bir çiftin değil, pek çok çiftin hikâyesidir; çoğunda bir yerde o an gelir. Kadının öfkesinin altındaki korku ilk kez yüksek sesle söylenir, bu kez kendi ağzından değil, terapistin ağzından. Adam duyduğu şeyin bir suçlama olmadığını fark eder. Geriye yaslanmaz. "Sustuğumda ne hissediyorsun?" diye sorar. Kadın ona döner; yıllar sonra ilk kez, konuşan değil soran biriyle karşı karşıyadır.
Bu bir çözüm değildir; on yıllık bir döngü tek soruyla bitmez. Ama döngü, iki insanın birbirinin korkusunu aynı anda gördüğü ilk saniyede yavaşlar. O saniyeden sonra ikisi hâlâ aynı evde, aynı sessizliklerle ve aynı seslerle yaşayacaktır. Fark şudur: artık o sessizliğin ve o sesin ne anlama geldiğini bilirler.
Peki sizin evinizde bu döngü hangi sessizlikle başlıyor?
Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.