Müthiş Psikoloji MP Uygulamasından Açın
Aç
İlişkiler
7 dk okuma 3 okunma 2 beğeni

Neden Hep Aynı Tip İnsanlara Aşık Oluyoruz?

Neden bazı ilişkilerde sürekli benzer sorunları yaşıyor, bize iyi gelmediğini bildiğimiz insanlara yeniden çekiliyoruz? Çocuklukta öğrendiğimiz sevgi biçimi, duygusal ihtiyaçlarımız ve geçmiş deneyimlerimiz partner seçimlerimizi etkileyebilir. Peki, tanıdık gelen ilişkiyle gerçekten istediğimiz ilişki arasındaki farkı nasıl anlayabiliriz?

Neden Hep Aynı Tip İnsanlara Aşık Oluyoruz?

Çocuklukta öğrendiğimiz sevgi, yetişkinlikte kimi seçeceğimizi etkiler mi?

Hiç dönüp geçmiş ilişkilerinize baktığınızda, birbirinden farklı insanlarla aslında benzer şeyler yaşadığınızı fark ettiniz mi? Belki partnerlerinizin hepsi duygularını göstermekte zorlanıyordu. Belki hep siz daha fazla ilgi gösteriyor, ilişkiyi ayakta tutmaya çalışıyordunuz. Ya da başlangıçta sizi çok isteyen insanlar, ilişki ciddileştikçe gözünüzde çekiciliğini kaybediyordu. Peki, neden bazen bize iyi gelmediğini bildiğimiz ilişkilere yeniden yöneliyoruz?

Bunun bir cevabı çocukluğumuzda saklı olabilir. Çünkü sevgiyi ilk kez ailemizde tanırız. Bir çocuk olarak sevildiğimizi, önemsendiğimizi ve güvende olduğumuzu nasıl hissettiğimiz, ileride ilişkilerden ne bekleyeceğimizi etkileyebilir. Örneğin, çocukken anne veya babasının ilgisini kazanmak için sürekli çabalayan biri, yetişkinliğinde de sevgisini kolay göstermeyen insanlara çekilebilir. Çünkü onun için sevilmek, farkında olmadan, biraz uğraşmak ve kendini kanıtlamak anlamına gelmiş olabilir.

Burada ilginç olan şu: Bazen bize iyi gelenle bize tanıdık gelen aynı şey değildir. Çocukluğunda sevgiyi bir gün yakın, ertesi gün uzak hisseden biri için belirsizlik, yetişkinlikte de aşkın doğal bir parçası gibi gelebilir. Sürekli mesaj beklemek, karşı tarafın ilgisini kazanmaya çalışmak veya uzaklaştığında daha fazla bağlanmak, kişiye güçlü bir aşk yaşıyormuş hissi verebilir. Oysa bazen bu yoğunluğun içinde yalnızca sevgi değil, kaybetme korkusu ve eskiden öğrenilmiş bir ilişki biçimi de vardır.

Peki, çocukluk hikâyemizi tamamlayacak insanları mı seçiyoruz? Psikolojide bunu açıklamaya çalışan görüşlerden biri, geçmişte karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarımızı yeni ilişkilerimizde karşılamaya çalışabileceğimizi söyler. Örneğin, çocukluğunda yeterince görülmediğini hisseden biri, kendisini fark etmekte zorlanan bir partnerin sevgisini kazanmayı çok önemli bulabilir. Sanki bu kez başarırsa geçmişte eksik kalan bir şey de tamamlanacakmış gibi. Ancak bu herkes için geçerli bir kural değildir. Partner seçimlerimiz yalnızca çocukluğumuzla değil, bugünkü ihtiyaçlarımızla, deneyimlerimizle ve karşımıza çıkan insanlarla da şekillenir.

Üstelik mesele yalnızca kimi seçtiğimiz değildir. Bir ilişkinin içinde nasıl davrandığımız da geçmişimizden izler taşıyabilir. Terk edilmekten korkan biri sürekli güvence ararken, yakınlığın kendisini bunaltıcı bulan başka biri mesafe koyabilir. Böylece iki insan, farkında olmadan birbirlerinin korkularını harekete geçirebilir. Biri yaklaştıkça diğeri uzaklaşır; diğeri uzaklaştıkça ilki daha çok yaklaşır. Zamanla bu durum ilişkinin alışılmış biçimine dönüşebilir.

Bütün bunlar çocukluğumuzun aşk hayatımızı önceden belirlediği anlamına gelmez. Geçmişimiz bizi etkileyebilir ama aynı ilişkileri tekrar etmek zorunda değiliz. Belki de önemli olan yalnızca neden hep benzer insanlara çekildiğimizi anlamak değil, bu ilişkilerin içinde kendimizi nasıl hissettiğimizi de fark etmektir. Çünkü bazen birine duyduğumuz güçlü çekimin ardında, o kişiden çok, onun bize yaşattığı tanıdık bir duygu bulunabilir.

O halde kendimize şu soruyu sorabiliriz: Ben gerçekten nasıl bir ilişki istiyorum, yoksa yalnızca nasıl ilişki kuracağımı bildiğim insanlara mı çekiliyorum?Neden Hep Aynı Tip İnsanlara Âşık Oluyoruz?

Çocuklukta öğrendiğimiz sevgi, yetişkinlikte kimi seçeceğimizi etkiler mi?

Hiç dönüp geçmiş ilişkilerinize baktığınızda, birbirinden farklı insanlarla aslında benzer şeyler yaşadığınızı fark ettiniz mi? Belki partnerlerinizin hepsi duygularını göstermekte zorlanıyordu. Belki hep siz daha fazla ilgi gösteriyor, ilişkiyi ayakta tutmaya çalışıyordunuz. Ya da başlangıçta sizi çok isteyen insanlar, ilişki ciddileştikçe gözünüzde çekiciliğini kaybediyordu. Peki, neden bazen bize iyi gelmediğini bildiğimiz ilişkilere yeniden yöneliyoruz?

Bunun bir cevabı çocukluğumuzda saklı olabilir. Çünkü sevgiyi ilk kez ailemizde tanırız. Bir çocuk olarak sevildiğimizi, önemsendiğimizi ve güvende olduğumuzu nasıl hissettiğimiz, ileride ilişkilerden ne bekleyeceğimizi etkileyebilir. Örneğin, çocukken anne veya babasının ilgisini kazanmak için sürekli çabalayan biri, yetişkinliğinde de sevgisini kolay göstermeyen insanlara çekilebilir. Çünkü onun için sevilmek, farkında olmadan, biraz uğraşmak ve kendini kanıtlamak anlamına gelmiş olabilir.

Burada ilginç olan şu: Bazen bize iyi gelenle bize tanıdık gelen aynı şey değildir. Çocukluğunda sevgiyi bir gün yakın, ertesi gün uzak hisseden biri için belirsizlik, yetişkinlikte de aşkın doğal bir parçası gibi gelebilir. Sürekli mesaj beklemek, karşı tarafın ilgisini kazanmaya çalışmak veya uzaklaştığında daha fazla bağlanmak, kişiye güçlü bir aşk yaşıyormuş hissi verebilir. Oysa bazen bu yoğunluğun içinde yalnızca sevgi değil, kaybetme korkusu ve eskiden öğrenilmiş bir ilişki biçimi de vardır.

Peki, çocukluk hikâyemizi tamamlayacak insanları mı seçiyoruz? Psikolojide bunu açıklamaya çalışan görüşlerden biri, geçmişte karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarımızı yeni ilişkilerimizde karşılamaya çalışabileceğimizi söyler. Örneğin, çocukluğunda yeterince görülmediğini hisseden biri, kendisini fark etmekte zorlanan bir partnerin sevgisini kazanmayı çok önemli bulabilir. Sanki bu kez başarırsa geçmişte eksik kalan bir şey de tamamlanacakmış gibi. Ancak bu herkes için geçerli bir kural değildir. Partner seçimlerimiz yalnızca çocukluğumuzla değil, bugünkü ihtiyaçlarımızla, deneyimlerimizle ve karşımıza çıkan insanlarla da şekillenir.

Üstelik mesele yalnızca kimi seçtiğimiz değildir. Bir ilişkinin içinde nasıl davrandığımız da geçmişimizden izler taşıyabilir. Terk edilmekten korkan biri sürekli güvence ararken, yakınlığın kendisini bunaltıcı bulan başka biri mesafe koyabilir. Böylece iki insan, farkında olmadan birbirlerinin korkularını harekete geçirebilir. Biri yaklaştıkça diğeri uzaklaşır; diğeri uzaklaştıkça ilki daha çok yaklaşır. Zamanla bu durum ilişkinin alışılmış biçimine dönüşebilir.

Bütün bunlar çocukluğumuzun aşk hayatımızı önceden belirlediği anlamına gelmez. Geçmişimiz bizi etkileyebilir ama aynı ilişkileri tekrar etmek zorunda değiliz. Belki de önemli olan yalnızca neden hep benzer insanlara çekildiğimizi anlamak değil, bu ilişkilerin içinde kendimizi nasıl hissettiğimizi de fark etmektir. Çünkü bazen birine duyduğumuz güçlü çekimin ardında, o kişiden çok, onun bize yaşattığı tanıdık bir duygu bulunabilir.

O halde kendimize şu soruyu sorabiliriz: Ben gerçekten nasıl bir ilişki istiyorum, yoksa yalnızca nasıl ilişki kuracağımı bildiğim insanlara mı çekiliyorum?

Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.