İçimde Konuşan Kim? Arzu, Vicdan ve Gerçeklik Arasında Kendi Sesini Bulabilmek
"Gerçekten ne istiyorum?" sorusunun arkasında çatışan içsel seslerimiz yatar. İd hazla, Süperego vicdan ve kurallarla, içselleştirdiğimiz otorite figürleri ise dış beklentilerle konuşur. Ego ise gerçekliği gözeterek bunlar arasında denge kurar. Kendi gerçek sesimizi bulmak, bu farklı arzuları ayrıştırıp kendi kararlarımızın sorumluluğunu alabilmekten geçer.
İçimizde Konuşan Sesler: Gerçekten Ne İstiyoruz?
Gün içinde pek çok şey isteriz; dinlenmek, yemek yemek, kitap okumak, sevdiğimiz biriyle konuşmak... Bazen bu istekler birbiriyle çatışır. Bir yanımız kitap okumak isterken diğer yanımız televizyon izlemek ister. Bir yanımız sohbet etmek isterken diğer yanımız susmak ister. Bazen aynı anda hem bir şeyi yapmak hem de yapmamak isteriz; hem yakın olmak hem uzaklaşmak, hem sorumluluklarımızı yerine getirmek hem de hiçbir şey yapmamak.
Peki, bu farklılık nereden gelir?
Ruhsal dünya, tek bir sesin konuştuğu bir yer değildir. İçimizde dürtüler, korkular, idealler ve başkalarının beklentileri aynı anda bulunur. Bu yüzden “Ne istiyorum?” sorusunun yanına şu soruyu da eklemek gerekir: “İçimde konuşan kim?”
Psikanalizin bu konudaki iki farklı bakış açısına bakalım.
1. Yapısal Kuram: İd, Ego ve Süperego
Freud’un yapısal kuramında yer alan İd (Alt Benlik), Ego (Benlik) ve Süperego (Üst Benlik), ruhsal işleyişimizi ve isteklerimizin kaynağını anlamamıza yardımcı olan üç temel kavramdır.
İd: Dürtülerin ve Hazların Sesi
İd, haz arayışının ve doyumun yeridir. Beklemek istemez, ayıp ve yasak tanımaz, sabırsızdır. Hemen sahip olmak ister: “İstiyorum.”, “Şimdi olsun.”, “Bekleyemem.” der. İsteği gerçekleştiğinde doyumu kısa sürer çünkü yeni bir hazza yönelir. İsteği karşılanmadığında ise öfkelenir. Hiçbir zaman “Yeter.” demez.
İd’in varlığı kötü veya yanlış değildir. İd, dürtülerimizin ve isteklerimizin dillendirildiği yapıdır. Dürtülerimiz ise insan oluşumuzun doğal bir parçasıdır. Ancak her istediğimizi hemen gerçekleştiremeyiz. Gerçeklik, sınırlar, ilişkiler ve eylemlerimizin sonuçları her isteğin gerçekleşmesini önler.
Süperego: Kuralların ve Vicdanın Sesi
Süperego, ahlaki standartları, kuralları, vicdanı ve “nasıl olmalıyım?” ideallerini temsil eden yapıdır. Hem kural ve yasak koyar hem de ideal olanı dayatır: “Daha başarılı olmalısın.”, “Hata yapmamalısın.” gibi.
Süperego, isteklerini sunarken bazen güçlü bir “olmalısın” baskısı oluşturur. Tıpkı İd’de olduğu gibi, bir istek gerçekleştiğinde kendini yeni bir istekle gösterir. Örneğin, “Bu işi yaptın ama şu işi de yapmalısın.” der. Adeta ödenmesi mümkün olmayan bir borç gibidir; birini ödersiniz, diğeri belirir. İsteğini yerine getirmediğinizde ise çoğunlukla yoğun bir suçluluk duygusu yaşatır.
Bir hedefi gerçekten istiyor olabiliriz. Ancak o hedefe ulaşamadığımızda kendimizi yetersiz, değersiz veya suçlu hissediyorsak orada Süperego konuşuyor olabilir.
Süperegonun istediği şey, çoğu zaman İd’in istediğinin tam tersidir. Örneğin, “Hep veren olmak” isteği, aslında “almak” arzusunun yasaklanmış bir hâli olabilir. Psikanalizde buna “Reaksiyon Formasyon” (Karşıt Tepki Oluşturma) denir. Bilinçdışı, bir arzuyu bastırarak onu tam tersine dönüştürebilir.
Ego: Gerçeklikle Temas Eden Benlik
Ego, İd’in sabırsız istekleri, Süperego’nun katı kuralları ve dış dünyanın gerçekliği arasında denge kuran benlik yapısıdır. İd’in isteklerini gerçekliğe uygun, güvenli ve mantıklı yollarla doyurmayı hedefler. İstek üzerine düşünebilmeyi, seçenekleri değerlendirebilmeyi ve seçimlerin sorumluluğunu üstlenebilmeyi sağlar.
Ego bize kısaca şunu söyler: “Düşünebilir, tartabilir ve sağlıklı bir yol seçebilirim.”
Diyelim ki akşam geç saatte yoğun bir tatlı isteği duydunuz. İçinizdeki sesler şöyle çatışabilir:
- İd: “Hemen gidip koca bir dilim pasta yemek istiyorum, hiç bekleyemem.” der.
- Süperego: “Sakın yeme! Diyettesin, pişman olursun. Sen iradesiz misin?” diyerek suçlu hissettirir.
- Ego: Bu iki sesin arasında devreye girerek gerçekçi ve dengeli bir çözüm üretir: “Şu an çok tatlı istiyorsun (İd’i duydum), ancak büyük bir dilim yemek zararlı olabilir (Süperego’yu duydum). İnce bir dilim veya hafif bir tatlı alternatifiyle tatlı isteğini giderebilir, kontrolü de elden bırakmamış olursun.”
Böylece Ego, ne hazdan tamamen vazgeçer ne de suçluluk duygusunun altında ezilir. Gerçekçi bir uzlaşı bularak süreci yönetir.
2. Nesne İlişkileri Kuramı: İçimizde Yaşamaya Devam Eden Kişiler
Nesne İlişkileri Kuramı (Fairbairn, Winnicott ve diğerleri), bize en temel ihtiyacın haz değil, ilişki olduğunu söyler. Çocukluktan itibaren önemli kişilerin bize bakışı, beklentisi ve değerlendirmesi iç dünyamızın bir parçası olur. Buna “İçselleştirilmiş Nesne” denir. Onların ses tonu, kaş çatması, onaylayan ya da onaylamayan bakışı, içsel diyalogumuzun bir parçası hâline gelir.
Örneğin, içimizdeki “Yapmamalısın!” diyen ses belki anne babamızın, belki öğretmenimizin veya bir başkasının sesidir. Ya da “Başarılı olmalıyım!” diyen ses, başkalarının bizden beklentilerinin içselleştirilmiş hâli olabilir.
Peki, İsteyen Kim?
Bazen İd’in acil veya sabırsız isteği, bazen Süperego’nun kuralları ve “olmalısın” baskısı, bazen de geçmişteki önemli kişilerin beklentileri isteklerimizi şekillendirir. Bunlar bazen aynı isteğin içinde birlikte de yer alabilir.
Örneğin, başarılı olmak istediğimizde İd başarıdan keyif alabilir, Süperego bundan hoşnut olabilir ve içselleştirilmiş bir figürün beklentisi karşılanmış olabilir. Böylece tüm sesler, tek bir isteğin içinde yer almış olur.
İçimizde konuşan sesin kime ait olduğunu anlamak için kendimize şu soruları sorabiliriz:
1. İstediğim şey gerçekleşmezse kendimle ilgili ne düşünür ve ne hissederim?
(Hissedilen duygu suçluluk, yetersizlik veya utançsa Süperego; aşırı öfke ve sabırsızlıksa İd; makul düzeyde bir üzüntüyse büyük olasılıkla Ego konuşuyordur.)
2. Bu isteği yerine getirirken zihnimde bunu kanıtlamak veya göstermek istediğim biri var mı?
(Zihnimizde beliren ilk kişi, muhtemelen o isteğin asıl muhatabıdır.)
3. Kimse görmeyecek ve takdir etmeyecek olsaydı bunu yine ister miydim?
(Bu soru, isteğin öz benliğimize mi yoksa dışarıdan bir onay arayışına mı yönelik olduğunu anlamamızı sağlar.)
4. Bu isteğin gerçekleşmesi bana ne hissettirecek veya ne kazandıracak?
(Keyifli, değerli, güvende, sevilen veya görülen biri olmak... Bu soru, isteğin altındaki ihtiyacı ve dinamiği anlamayı sağlar.)
Kendi Sesimizi Bulabilmek
İsteklerimiz çoğunlukla içimizdeki farklı ruhsal yapılardan ve ilişki kurduğumuz kişilerin beklentilerinden etkilenir. Dürtülerimiz, ilişkilerimiz, inanç ve değerlerimiz isteklerimize yön verir ve hepsi bir amaca hizmet eder.
Örneğin, bazen “Yapmamalısın.” diyen ses bizi olası bir riskten korumak, “İstiyorum.” diyen ses ise bizi canlandırmak ve harekete geçirmek istiyor olabilir.
Kendi sesimizi bulabilmek; konuşan her bir sesi duyabilmek, onları birbirinden ayırt edebilmek, nasıl oluştuklarını anlayabilmek ve neyi seçeceğimize karar verip bu seçimin sorumluluğunu taşıyabilmekle mümkündür.
Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.