Müthiş Psikoloji MP Uygulamasından Açın
Aç

Özgüven mi, Öz Yeterlilik mi?

Çocukların öz yeterlilik duygusu, yalnızca cesaretlendirici sözlerle değil; deneyerek, hata yaparak ve kendi çözümlerini geliştirerek oluşur. Ebeveynlerin çocuklarına uygun sorumluluklar vermesi, gerektiğinde destek olması ve çabalarını fark etmesi bu süreci destekler. Peki, çocukların kendilerine güvenerek yeni şeyler deneyebilmesi için ebeveynler nasıl bir yaklaşım benimsemeli?

Özgüven mi, Öz Yeterlilik mi?

Çocukların “Yapabilirim” Duygusu Nasıl Gelişir?

Özgüven ve öz yeterlilik kavramları gündelik dilde çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. Ancak bir çocuğun kendisi hakkında olumlu düşünmesi ile belirli bir durumun üstesinden gelebileceğine inanması aynı şey değildir.

Özgüven, daha genel biçimde çocuğun kendisine ve yapabileceklerine yönelik güvenini anlatmak için kullanılır. Öz yeterlilik ise çocuğun belirli bir durum karşısında gerekli adımları atabileceğine ilişkin inancıdır.

Bir çocuk sosyal ilişkilerinde kendisini rahat hissederken matematik soruları karşısında yetersiz hissedebilir. Başka bir çocuk derslerinde kendisine güvenirken yeni bir ortama girmekte zorlanabilir.

Bu nedenle öz yeterlilik, “Ben her şeyi yapabilirim” düşüncesinden çok şu soruyla ilgilidir:

“Bu durumla karşılaştığımda ne yapabilirim?”

“Yapabilirim” duygusu deneyimle gelişir

Çocuğa sık sık “Sen yapabilirsin” demek cesaret verici olabilir. Ancak öz yeterlilik yalnızca yetişkinlerin söylediği olumlu sözlerle gelişmez.

Çocuğun denemesi, zorlanması, farklı bir yol araması ve çabasının bir sonucu değiştirebildiğini görmesi gerekir.

Ayakkabısını kendi başına giymeye çalışması, bir arkadaşlık sorununu konuşması, ödevini planlaması veya bilmediği bir sorunun cevabını araştırması bu deneyimlerin bir parçasıdır.

Çocuk bu anlarda yalnızca bir görevi tamamlamaz. Kendisi hakkında da bazı düşünceler oluşturmaya başlar:

“Zorlandığımda başka bir yol deneyebilirim.”

“Her şeyi hemen bilmek zorunda değilim.”

“İhtiyaç duyduğumda yardım isteyebilirim.”

“Bir hata yaptığımda yeniden başlayabilirim.”

Ebeveynin yardımı ne zaman fazla gelir?

Çocuğun zorlandığını görmek, ebeveynde hızlıca yardım etme isteği uyandırabilir. Yetişkin için kolay olan bir işi çocuğun uzun süre yapmaya çalışmasını izlemek sabır gerektirir.

Ebeveyn çocuğu üzülmekten korumak, işleri hızlandırmak veya başarısız hissetmesini önlemek için çözümü hemen sunabilir.

Fakat bu durum sürekli tekrarlandığında çocuk, kendi becerilerini sınayabileceği alanı bulamayabilir.

Yardım etmeden önce şu sorular düşünülebilir:

  • Çocuk bu işi gelişim düzeyine göre yapabilir mi?
  • Gerçekten yardıma mı ihtiyacı var, yoksa biraz daha zamana mı?
  • İşin tamamını yapmak yerine küçük bir ipucu vermek yeterli olur mu?
  • Çocuk yardımın hangi kısmında gerekli olduğunu söyleyebilir mi?

Amaç, çocuğun her işi tek başına yapması değildir. Yapabileceği kısmı deneyebilmesi ve zorlandığı noktada ulaşılabilir bir yetişkin bulabilmesidir.

Genel övgü neden her zaman yeterli olmaz?

“Sen çok zekisin.”

“Sen zaten her şeyi başarırsın.”

“Sen mükemmelsin.”

Bu ifadeler sevgi ve iyi niyet içerse de çocuğun hangi davranışının işe yaradığını anlamasına yardımcı olmayabilir. Ayrıca çocuk zorlandığı zaman kendisine söylenenlerle yaşadığı deneyim arasında bir çelişki hissedebilir.

Daha somut geri bildirimler, çocuğun kullandığı becerileri fark etmesini sağlar:

“İlk yöntem işe yaramayınca başka bir yol denedin.”

“Zorlanmana rağmen devam ettin.”

“Yardıma ihtiyaç duyduğun kısmı fark ettin.”

“Bu kez daha az destekle tamamlayabildin.”

Bu dil çocuğu yalnızca ortaya çıkan sonuçla değil, gösterdiği çaba ve kullandığı yöntemlerle de buluşturur.

Zorluk ne çok az ne de çok fazla olmalıdır

Çocuğa verilen görev çok kolay olduğunda yeni bir beceri geliştirmesi gerekmeyebilir. Kapasitesinin çok üzerindeki bir görev ise yoğun bir çaresizlik duygusu yaratabilir.

Öz yeterlilik duygusunu destekleyen deneyimler, çocuğun mevcut becerilerinin biraz üzerinde ancak ulaşabileceği zorlukta olan deneyimlerdir.

Ebeveyn bu süreçte görevi bütünüyle üstlenmek yerine desteğin miktarını ayarlayabilir. Önce çocuğun denemesine izin verebilir, ardından küçük bir yönlendirme yapabilir ve ihtiyaç azaldıkça geri çekilebilir.

Bu yaklaşım çocuğa iki önemli deneyim kazandırır:

Kendi başına ilerleyebileceğini ve gerektiğinde destek alabileceğini.

Hata yapmak kimliğe dönüşmediğinde

Bir çocuğun her denemesi başarıyla sonuçlanmayacaktır. Bazen hata yapacak, bazen yarım bırakacak, bazen de yeniden denemek istemeyecektir.

Bu anlarda yaşanan güçlük ile çocuğun kimliği arasındaki ayrımı korumak önemlidir.

“Sen dikkatsizsin” yerine “Bu bölümde bir şeyi gözden kaçırmış olabilirsin” demek, hatayı çocuğun değişmez bir özelliği olmaktan çıkarır.

“Bunu yapamıyorsun” yerine “Bu henüz zor geliyor” demek ise gelişim ve değişim ihtimaline alan açar.

Çocuğun öğrenmesi gereken temel ayrımlardan biri şudur:

“Şu anda yapamıyorum” ile “Ben yapamam” aynı şey değildir.

Kendine inanmak her şeyi tek başına yapmak değildir

Öz yeterlilik, çocuğun kimseye ihtiyaç duymaması anlamına gelmez. Yardım isteyebilmek, sınırlarını fark etmek ve bir başkasının desteğinden yararlanabilmek de gelişen bir beceridir.

Çocuk, kendi adımlarını atmasına izin verilen fakat zorlandığında bütünüyle yalnız bırakılmadığı bir ilişkide hem kendi gücünü hem de desteğin güvenini tanır.

Kendine inanmak, her zaman başarılı olacağına inanmak değildir.

Deneyebileceğini, yanılabileceğini, yeniden başlayabileceğini ve ihtiyaç duyduğunda yardım isteyebileceğini bilmektir.

Kaynak notu: Yazıda kullanılan öz yeterlilik kavramı, Albert Bandura’nın sosyal bilişsel kuramına dayanmaktadır.

Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.