Deepteyim, Sondayım... Depresyonda mıyım?
Gündelik hayatta her canımız sıkıldığında "Depresyondayım" demek ne kadar doğru? Hava durumu anlık değişir ama iklim kalıcıdır. Prof. Dr. Hakan Türkçapar’ın kılavuzluğunda; üzüntü ile depresyon arasındaki o ince çizgiyi, DSM-5 ve ICD-10 tanı kriterleriyle ve hava durumu metaforuyla masaya yatırıyoruz.
İnsanlar genellikle gündelik yaşamlarında kendilerini kötü hissettiren olaylar yaşadıklarında "depresyondayım" tabirini kullanırlar. Peki bu tabir gerçekten doğru mudur? Depresyonda olduğumuzu nasıl anlarız? Depresyona dair ruh sağlığı okuryazarlığımızı geliştirmemiz, bu konuda yardım alabilmemiz için bize destek olabilir.
İlk başta söylediğimiz konuya geri dönecek olursak; kötü olarak yorumladığımız bir olay bizde üzüntü hissi verdiğinde, bu duygunun sürekli süreceği hissiyle ve yaşadığımız şeyin bizde hissettirdiği duygusal ağırlığın fazla olması sebebiyle "depresyon" gibi güçlü bir kelimeyi kullanmak doğru gibi gelebilir.
Peki depresyon gibi güçlü bir kelimeyi kullanırken gerçekten onu doğru bir şekilde kullanıyor muyuz? İşte burada devreye "duygudurum" ve "duygulanım" denilen iki ifade giriyor. Biz ruh sağlığı çalışanları olarak bu iki akademik terimi danışanlarımızın aklında daha anlaşılır hale getirmek için iklim ve hava durumu metaforlarına başvururuz.
Duygudurumu bir iklim olarak düşünmenizi istediğimizde, genelde o anda gelişen olaylara verilen anlık bir duygusal tepkiden ziyade uzun süreli yaşadığınız duygusal durumu kastederiz. Duygulanım derken de —okurken de tahmin edebileceğiniz gibi— o anda (anlık) gelişen duygusal tepkileri kastederiz; yani bir hava durumu gibi. Hava, tıpkı duygularımız gibi bazen güneşli (mutlu bir ruh hali) bazen de yağmurlu (üzüntü hissiyatı) olabilir. Yani yaşadığınız anlık olaylara karşı verdiğiniz duygusal yorum ve tepkilere göre değişiklik gösterir. Ama iklime bakarsak, gündelik hava değişimlerinden ziyade genelde sizde baskın olan genel havayı (üzüntü, mutluluk vb.) ifade eder. İşte bu yüzden hava durumu ve iklim metaforları bu farkı zihnimizde canlandırabilmemizi kolaylaştırmaktadır.
Depresyonun belirtilerine baktığımızda "Ah ama bunların hepsi bende var, o halde depresyondayım!" gibi çoğunlukla yanıltıcı olabilen bir yorumda bulunabiliriz. Ancak çoğu psikiyatristin teşhis koymak için yararlandığı DSM-5 (Amerikan Psikiyatri Birliği - APA tarafından düzenlenmiştir) ve ICD-10 (Dünya Sağlık Örgütü - WHO tarafından düzenlenmiştir) tanı sistemlerindeki depresyon kriterlerine baktığımızda, benzer temel belirtilerin yanında ek bazı kriterlerin de yer aldığını görürüz.
Çökkün Duygudurum
Hepimizin tahmin edebileceği gibi depresyonda öne çıkan belirtilerden biri üzüntü ve mutsuzluktur. Peki her mutsuzluk duygusunu yaşadığımızda depresyondayım diyebilir miyiz? Yukarıda yaptığımız iklim ve hava durumu metaforlarını hatırlayalım: Çökkün duygudurumu, sürekli üzüntülü (iklim) ve mutsuz olma halidir. Anlık üzüntü (hava durumu) duygusuna gelince; popüler kültürün "Hayatınızdaki tüm olumsuzluklar aslında sizin kafanızda, eğer kafanızda üzüntüyü bitirirseniz hayatınızda sadece mutluluğa kucak açabilirsiniz" şeklindeki sloganları bize dayatması, çoğunlukla bizde adeta sürekli mutluluk oyunu oynayan bir Pollyanna olmalıymışız gibi bir algı oluşturur.
Aslında üzüntü duygusu birçoğumuz tarafından her ne kadar kötü olarak adlandırılsa da (itiraf edelim, bu konuda kötü bir şöhreti var :) ) üzüntü de yaşadığımız her duygu gibi işlevsel bir duygudur. Üzüntü duygusunu zaman zaman hepimiz yaşarız; yani bu konuda uzaylı gibi hissetmesi gereken canlılar değiliz. Bu duygunun işlevine gelirsek; üzüntü duygusu bizim için neyin önemli ve değerli olduğunu gösteren bir pusuladır.
Üzüntünün hayatımızdaki yerine şöyle bir bakalım: Üzüntü duygusu olmasaydı hayatımızda neler olurdu acaba? Üzüntü duygusu, yani mutluluğun karşıtı olan bir duygu olmasaydı —ki bunu sürekli bir mutlu olma halinde olduğumuzu varsayarak düşünelim— sadece mutlu olurduk ama bu yaşadığımız mutluluğun neden olduğunu ve neden bizim için anlam taşıdığına kafa yormazdık. Her ne kadar zaman zaman üzüntülü olduğumuzda "Neden mutlu olamıyorum, neden bunlar her zaman benim başıma geliyor sanki?" diye iç geçirsek de üzüntünün de diğer duygular gibi işlevsel olduğunu kabul etmeliyiz.
Depresyondaki çökkün duygudurumundaki üzüntüyü "sürekli üzüntülü hissetme hali" olarak tanımlamıştık. Buna ek olarak bir özelliğimiz daha var: Çökkünlük düzeyinde üzüntü yaşayan depresif birey, kendine dair pek çok olumsuz yorumda bulunur ("Ben kötü biriyim, bunu yaşamayı hak ettim" gibi). Geçmişe ve geleceğe dair yorumlarında umutsuzdur ve bu durumun hiç değişmeyeceğini düşünür. ICD-10 tanı sisteminde nitekim bu durum şu şekilde ifade edilmektedir: “Birey için kesinlikle anormal derecede, büyük ölçüde çevre şartlarından etkilenmeyen, hemen hemen günün tamamına egemen olan ve en az iki hafta boyunca süren çökkün duygudurum.”
İstek Kaybı / Zevk Alamama (Anhedoni)
Depresyonun ikinci önemli belirtisi, bireyin önceden yapmaktan hoşlandığı aktivitelerden artık zevk alamaması durumudur. Birey, yaptığı aktiviteye karşı isteğinin ve ilgisinin yok olduğunu hisseder. Depresyon yaşayan birey için günlük yaptığı işler bile (yataktan kalkmak, giyinmek, ev işleri vb.) çok zor gelir. DSM tanı sistemine göre bir kişinin klinik düzeyde depresyon tanısı alabilmesi için yukarıda bahsetmiş olduğumuz çökkün duygudurum ve şimdi bahsettiğimiz istek kaybından en az birinin kişide bulunması gerekmektedir.
Enerji Kaybı / Yorgunluk
Depresyon yaşayan bir kişi herhangi bir aktivite yapabilecek enerjiyi kendinde bulamaz. Enerjiyi bulsa bile yaptığı aktivite fazla bir güç gerektirmediği halde hemen yorulduğunu hisseder. DSM-5 ve ICD-10 arasındaki fark şudur: DSM-5'te çökkün duygudurum veya istek kaybı belirtilerinden en az birinin bulunması yeterliyken; ICD-10'da bu ikisinin yanında enerji kaybı da temel listeye eklenmiştir. Dolayısıyla ICD-10 tanı sistemine göre depresyon tanısı konulabilmesi için bu üç ana belirtiden en az ikisinin kişide bulunması gerekir.
Kendine Güvenin / Özsaygının Azalması ve Suçluluk Duygusu
Depresyon tablosunu yaşayan bir birey, günlük yaşamında karar vermesi çok basit konularda bile zorlanır. Kendi yaptığı işlere dair bakış açısı genelde olumsuz olur ve bunun sonucunda değersizlik duygusu artar. Yıllar önce yapmış olduğu bir eylemden ötürü (önceden bununla ilgili bir sorunu yokken) sonradan "Bunu neden öyle yapmadım ki?" diyerek aşırı pişmanlık ve suçluluk duyguları hissedebilir. Çevresindeki insanları hayal kırıklığına uğrattığına ve kendisiyle zaman geçirdikleri için onların vaktini çaldığına dair düşüncelere kapılabilir. Bu durumun en ileri düzeyi, kişinin kendilik algısında ağır bozulmalar görülmesidir ("Ben kötü biriyim, yaşamayı hak etmiyorum" tarzında).
Durgunluk, Az Konuşma ve Az Hareket Etme
Depresif bireyler çökkün bir duygudurumuna sahiptirler; enerjileri azdır ve önceden keyif aldıkları şeyler hakkında isteksizdirler. Aynı zamanda az hareket edip kolayca yoruldukları gözlemlenir. Konuşmalarında yavaşlama ve ses tonlarında alçalma mevcuttur. Bunun tersine, bazı depresif dönemlerde sinirlilik, huzursuzluk ve yerinde duramama gibi belirtiler de görülebilir. Bazı tablolarda ağlama nöbetleri yaşanırken, bazılarında ise kişi kendini çok kötü hissettiği halde ağlayamadığından şikayet eder.
Dikkat Toplama Güçlüğü, Yoğunlaşamama ve Unutkanlık
Depresyonda olan bir kişi belli bir konuya dikkatini toplamakta ve bunu sürdürmekte zorlanır. Unutkanlık sıklıkla gözlemlenir. Depresif birey; konuşmak, dinlemek ve sosyal ortamlarda bulunmak gibi zihinsel çaba gerektiren aktivitelerden kaçınabilir.
Uyku Bozukluğu (Aşırı Uyku ya da Uykusuzluk)
Kişi uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte zorluk çekebilir. Bazı depresif bireyler sabaha karşı uyanıp bir daha uyuyamazken, bazılarında ise gün boyu süren aşırı uyku hali (aşırı uyuma isteği) gözlemlenebilir.
İştah Değişikliği (Kilo Kaybı veya Kilo Alımı)
Bazı kişilerde depresyonun ilk işareti yemek yeme davranışındaki belirgin azalmadır ve bunun sonucunda yoğun kilo kaybı yaşanabilir. Hatırlatılmadıkça kişinin yemek yemek aklına bile gelmeyebilir. Bazı kişilerde ise bunun tam tersi olarak aşırı yemek yeme ve hızlı kilo artışı görülebilir.
İntihar ve Ölüm Düşünceleri
Depresyonun en ciddi ve sonuçları ölümcül olabilecek belirtilerinden biri de tekrarlayan ölüm düşünceleri ve intihar girişimleridir. Depresyon bireyin iş, aile ve sosyal yaşamında yoğun bozulmalara yol açar. Durum ağırlaştıkça kişi geleceğinden ümidini kesebilir ve ölümün tek çare olduğuna dair çarpık bir inanca kapılabilir.
Depresyonda Görülen Diğer Belirtiler
Bedensel şikayetler ve ağrılar, cinsel istekte azalma, irade güçsüzlüğü, kaçınma, beden imgesinde olumsuz yönde değişiklikler, kendini değersiz görme, duygusal açıdan önem verilen kişilerle ve değerlerle olan bağın zayıflaması gibi belirtiler de depresyona eşlik edebilir.
"Majör depresyonun varlığından söz edebilmek için bu belirtilerin günün hemen hemen tamamında hakim olması ve en az 15 gündür devam etmesi, yani bir süreklilik göstermesi gerekir." Depresyon tanısı konulabilmesi için süre ne olursa olsun (ister 15 gün ister 1 yıl), kişinin iş, aile ve sosyal ilişkilerindeki işlevselliğinde belirgin bozulmalar görülmelidir.
Normal üzüntü duygusunun depresyondan farkına gelirsek; normal üzüntü birkaç saatte ya da birkaç günde geçebilir. Kişi üzgün hissetse bile bu durum onun günlük işlevselliğinde büyük bozulmalara yol açmaz, kişi kendini ağır şekilde suçlamaz ve geleceğe tamamen karanlık bir bakış açısıyla bakmaz. Depresyon tablosunun normal üzüntüden farkı; şiddet, yoğunluk, sıklık ve süre açısından belirgin bir fazlalık içermesi ve niteliksel olarak farklılaşmasıdır.
UYARI:
Eğer bu belirtileri okuduktan sonra kendinizde depresyon olabileceğini düşünüyorsanız, uzman bir psikiyatriste veya ruh sağlığı uzmanına başvurmanız tavsiye edilmektedir.
Son Dipnot: Bu yazı kaleme alınırken Prof. Dr. Hakan Türkçapar'ın "Depresyondan Çıkış Yolu" adlı kitabından yararlanılmış; direkt alınan yerler tırnak içerisinde italik olarak belirtilmiştir.
Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.