Sinemanın Yalnızlığa Yolculuk Eden 10 Film Karakteri

 

562ffb9544e0f6e467ffe461-1Bir Taşra Papazının Güncesi (1951)

“Ben kutsal sancının bir mahkumuyum.”

Robert Bresson’un yalnızlığı  en iyi anlatan  filmlerindendir. Genç bir taşra papazı, iç karartan Ambricourt köyünün sakinleri tarafından düşmanlık ve güvensizlikle karşılanıyor. Papazı mizansende sıkça yalnız olarak görürüz.. Papazın yaşadığı ev tekinsiz, ürkütücü bir mekan olarak kurulmuştur. Tıpkı Papaz gibi; dışa kapalı, içine dönük ve papazın yüzleşmeleriyle dolu bir mekan imgesi sunar. Bu da klostrofobik mekan izlenimi ile sağlanmıştır. Papazın yaşadığı sağlık sorunları, köy halkına kendini kabullendirememesi, onu hazin bir sona hazırlayacaktır.

569id_502_053_primary_w1600

Kış Işığı (1963)

“İroni rahatsız edicidir, çünkü dünyanın bilinmezliğini ortaya çıkararak bizi kesinliklerimizden mahrum eder.” Milan Kundera

İsveçli yönetmen, Ingmar Bergman’ın hakikatle yüzleşmemizi sağlayan önemli felsefi filmlerinden biridir. Filmde, eşinin ölümüyle derin bir boşluk ve varoluş problemi yaşayan bir papazla karşılaşırız.. Papaz, yaratılışı, ölümü; hakikati ve benliğimizi sorgulamaya teşvik eder. Mesleği papazlıktır ama derin bir inanç probleminin uçurumunda kol gezer. Çelişkilerle dolu hayatı ve düşüncelerini, kopuk yüz ifadesinden anlarız.

repulsion

Repulsion (1965)

“Yalnızım ve en kuvvetli tarafımda bu. Nasıl yorumlarsan yorumla. Hoşçakal.” 

Repulsion, Roman Polanski’nin  1965 yapımı bir korku gerilim filmidir. Filmde ablası ile yalnız yaşayan ve gittikçe psikolojisi bozulan bir kadının bakış açısından olaylar anlatılır. Yönetmen bilinçli olarak, “zoom” tekniğiyle oyuncunun gözlerine ve yüzüne,  yakın çekim yapmıştır. Onun yüz ifadesi sürekli tedirgin, gergin ve kaygılıdır. Anormal bir kişilik ile karşılaşacağımızın mesajı verilir. Roman Polanski sinemasında apartman bir “sıkışmışlık” ve “yalnızlık” metaforu olarak kullanılır. Tıpkı filmdeki Carole’nin ruh dünyası gibidir. Onun bizi rahatsız eden, yalnız dünyasına yolculuk yaparız.

motherlandhotel1-1600x900-c-default

Anayurt Oteli (1986)

“Bir olay ne kadar gerçeğe uygunsa, o kadar gerçek dışıymış gibi görünür.” Dostoyevski

Zebercet, insanlardan yalıtılmış bir münzevi hayat yaşar. Kendini insanlara karşı bir koruma yeri gördüğü Otel’inden mümkün olduğunca dış dünyaya çıkmaz. İnsanlarla iletişim kurmaktan kaçınır. Bir gün Ankara treniyle otele gelen bir kadın, onun hayatını değiştirecektir. Psikolojik olarak Zebercet’in ‘bilinçdışını’ ve ‘yalnızlığını’ daha da iyi analiz etmemizi sağlayacak sahnelerle karşılaşırız.

taxi-driver

Taxi Driver (1976)

“Yalnızlık beni tüm hayatım boyunca izledi, her yerde. Barlarda, arabalarda, kaldırımlarda, dükkânlarda, her yerde. Kaçış yok. Ben Tanrı’nın yalnız adamıyım.”

Taxi Driver sinema tarihinin önemli kült filmlerindendir. Travis, yalnız bir hayat yaşayan tekinsiz bir adamdır. Filmde, Onu hayat bağlayan hiçbir iz göremeyiz. Ayrıca ruhsal bir çöküş yaşadıktan sonra saç stilini değiştiriyor. Film gerilim dilini, konu üzerinden değil; karakter üzerinden yansıtıyor.

annex-perkins-anthony-psycho_02

Psycho (1960)

“Herkes kendi tarzında şizofren.” Ingmar Bergman

 Film şizofreni hastası Norman Bates üzerinden anlatılıyor. Bates’in karışık zihnini, yalnızlığını ve insanlardan yalıtılmışlığını görüyoruz. Yalnızlık resimleriyle ünlü, usta ressam Edward Hopper’in “House by the Railroad’’ resminden esinlenerek Bates’in yaşadığı otele benzetilmiştir. Otel tekinsiz ve ürkütücü bir görüntüye sahiptir. Bu sayede, karakter ile mekan arasındaki uyumu görürüz. Mekan Bates’in ruh dünyasını bize yansıtır.

PARIS, TEXAS [Br/FRANCE/GERMANY/US 1984] HARRY DEAN STANTON A ROAD MOVIES FILM

Paris Texas (1984)

“Yalnızlığıyla yol alan bir insanı hiç kimse yokluğuyla korkutamaz.” İhsan Fazlıoğlu

Wim Wenders’ın yalnızlık temalı önemli filmlerinden biridir. Harry Dean Stanton’ın insanlardan kopuk hayatına yöneliriz. O, yalnızlığına yoldaş olan ıssız ve tekinsiz yollardan geçiyor. Yol, hayatına dair arayışta olan insanların meskenidir. Çevresiyle iletişimi neredeyse yoktur. Bir gün kardeşinin onu aramasıyla hayatına dair her şey değişir. Onu yalnızlık duygusundan sıyıracak, aidiyet bağlarını canlandıracak olaylar yaşamaya başlar.

larsrealgirlLars and Real Girl (2007)

“Yalnızlık, sizin size yokuşunuzdur.” Hasan Ali toptaş

Lars abisi ile yengesinin garajında yaşayan, babası vefat ettikten sonra iyice yalnızlaşan bir karakter çizer. Bu yalnızlık ve insanlardan soyut olarak yaşaması en çokta abisini endişelendirir. Lars, yaşam kopukluğunu plastik bir kadını hayatına alarak kapatıyor. Aslında sevgisiz büyüyen bireylerde varolan duygusal kopukluk ve paranoyaları görüyoruz. Lars’ın yapay bir ilişkiye koşması belki de gerçeklikle arasına örtüğü derin duvarlarla alakalıdır.

vlcsnap-2014-01-15-15h24m18s195

Red Desert

“Yalnızlık, en içimizdedir.” Oruç Aruoba

Bu filmimizle, şehir hayatındaki insanın varoluş problemine yöneliriz. Teknoloji ve sanayide gelişmekte olan bir şehir ama içerisinde derin anlam sorunu yaşayan Giuliana’nın iletişimsiz, kopuk hayatı vardır. Geçirdiği bir trafik kazası sonucu, derin bir kimlik ve kişilik bunalımı yaşar. Çevresindeki insanlar ve eşi onun bu haline bir tür anlam veremezler. Kendini, çıkmazlara sürükleyen bir yaşama iteler.

naked-featured-image

Naked

“Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı.” Cahit Zarifoğlu

Jonny, depresif, yalnız yaşamayı kendine mesken gören; donuk bir kişiliğe sahiptir. Hayata karşı derin problemlerle doludur. Film, ilhamını nihilizm felsefesinden alır. Güçlü felsefi derinliği, düşündürücü diyalog sahneleriyle bir ‘yabancılaşma’ filmiyle karşı karşıya olduğumuzu anlarız.

 

Yorumlar

PAYLAŞ