İzlemeden Önce Yeniden Düşünmeniz Gereken 5 Psikolojik Gerilim Filmi

1- Das Experiment

Aslında psikolojimiz zaten yeterince gergin, ne gerek vardı şimdi demeyin… Filmlerle beyni iyice haşlayalım, psikolojinin altını adrenalinle besleyelim ki hiç yıkılmasın. Gündelik hayatın saçmalıklarına karşı diri, cesur ve “amaaan bizim ki de dert mi” ayarı çekmek için birebirdir psikolojik gerilimler. Psikolojik gerilim filmleri derlememizin ilk ayağındayız. Hepsini aynı anda verip kalıcı rahatsızlık bırakmak istemeyiz, takipte kalınız.

el-experimento

İnsan nasıl bir varlıktır diye binlerce yıl düşünmek yerine, insanı kapatacaksın, vereceksin gazı! Kimyasal değil, duygusal gaz. “Sen yaparsın, bir numarasın, sen tek bunlar hepsi” diyeceksin. Sürü psikolojisiyle sürüyü yapısal delirteceksin.

Konusunu 1971’de Stanford Üniversitesi’nde psikolog olan Philip Zimbardo liderliğindeki bir grup araştırmacı tarafından yapılan “Stanford hapishane deneyinden” alan filmde, 8 kişi gardiyan, 12 kişi tutuklu olarak yalancı bir hapishaneye alınır. Gardiyanlar, gardiyan rolünü; mahkumlar ise mahkum rolünü oynayacaklardır. İşin çığırından çıkması uzun sürmez. Film bir de Almanca olunca yarattığı gerginliğe doğal bir doku da geliyor, nedense her şey daha inandırıcı oluyor.

2- The Machinist

maxresdefault

Zavallı Christian Bale, Makinist’teki rolü için 30 kilo vermişti. Çilesi bununla da bitmedi. 6 hafta içinde “Batman Begins”deki haline gelmek için çalışmalara başladı. Yıl bitmeden 54 kilodan 99 kiloya ulaştı. Biz şimdiden gerildik, filme gerek kalmadı…

Konu sıkıntısı çeken sinema sanatına ilaç gibi gelmişti Makinist. Uyuyamama hastalığı olan Trevor Reznik (Christian Bale) yavaş yavaş iş yerinde ve sosyal hayatında dışlanmaya başlanır. Reznik, bir yıldır hiç uyuyamamıştır ve gitgide zayıflamaktadır. Zihni ona yavaş yavaş oyunlar oynamaya başlar ve filmin içinde huzursuzca devam eden kabus anları izleyeni ayarsızca rahatsız eder. Zihnin dar koridorları daha da daralmaya başlar ve işin ucunda bir komplo ihtimali belirir. Dakikalar geçtikçe Trevor Reznik’in aşırı rahatsız hayatının bir parçasına dönüşürüz. Kendi hayatımızın gerekliliği için mecbur kaldığımız nefes alıp verme eylemini bile unuturuz. Anlık derin nefeslerimiz sessizleşirken, gözler Reznik’in zayıflıktan sayılan kaburgalarına takılır.

3- The Double

Ekran Resmi 2016-03-02 10.43.24

Efsane komedi It Crowd’un Moss’u Richard Ayoade, Dostoyevski’nin romanını ele alır, senaryoyu yazar, yönetir, on numara iş çıkartır, film festival festival gezer, İfistanbul sayesinde ayağımıza kadar gelir, izleyeni büyüler… İlginç insan bu Ayoade. Norveçli ana, Nijeryalı babadan olma, İngiltere doğumlu. It Crowd’daki şaşkın hallerine bakmayın, Cambridge’de hukuk okumuş.

Dostoyevski’nin yazdığı Öteki’nin beyazperde uyarlamasında, bir adamın yaşarken kendi “öteki”siyle tanışması, inceden kafayı oynatmaya başlaması, deliliğe giden yolda günlük hayatı konu ediliyor. Fight Club’ın da kafayı taktığı bu konu, Dostoyevski’nin romanı izinde gidince, insana yaşadığı hayatı sorgulatıyor. Yani bize sorgulatmıştı ama size sorgulatmayabilir, çünkü siz, biz değilsiniz. Yoksa öyle misiniz? Neden yazdıklarımızı okuyor, bizi takip ediyorsunuz? Diyerek yazarken The Double’in içinde delirip kalmalar…

Kadroda dünyanın en donuk iki oyuncusu Jesse Eisenberg ve Mia Wasikowska var. İyi ki de varlar. İzledikten sonra onlardan başkası zor olurmuş dedirtiyorlar.

4- Silence of the Lambs

maxresdefault (1)

Anthony Hopkins’in histerik nefesi, süzüle süzüle ilerleyen kan, hijyenik hapishane hücreleri, pis hapishane hücreleri, yer altındaki hapishane hücreleri, Dr. Hannibal Lecter ve ajan Clarice Starling…

Kuzuların Sessizliği o güne kadar izlediğimiz filmlerin hepsinden farklıydı. Hannibal Lecter’ın kamerayla ilişkisi yok gibiydi. Gözlerini gözlerimize dikip ağır ağır konuşan Anthony Hopkins ve Jodie Foster’ın çömezliğinden dökülen tekinsiz halleri, bir neslin psikolojisini ağırdan salladı.

5- Vertigo

giphy

Psikolojik gerilim diye bir tür varsa, bu türün bu kadar tutkunu, değerli filmi, alt kültürü oluşmuşsa hep Vertigo sayesinde. Eski filmlere eski olduğu için burun kıvrılan dönemler yaşıyoruz. Eskiden yeni nesiller, eski filmleri bulup, keşfedip, öğrenmek için ölüp ölüp dirilirken, artık yeni nesiller eski filmlere dudak büküyor. Dudaklarını Alfred Hitchcock öpsün.

Çatıdan düşen ortağını kurtaramayan dedektif Scottie Ferguson’da, bu olayın ardından yükseklik korkusu baş gösterir. Bu yüzden emekli olan dedektif meslekten öylece kolayca kurtulamaz. Scottie eski bir arkadaşı tarafından, ruhsal sağlığından şüphe ettiği karısı Madeleine’ni izlemesi için kiralanır. Kadının garip davranışları dedektifin yeni görevi olur.

Günümüzde hâlâ sıkça kullanılan, geri giden kameranın zoom yapması tekniği, sinema tarihine Vertigo Hareketi olarak geçmiştir.

 

 

 

Yorumlar

PAYLAŞ