Hayatın Anlamını Sorgulatan 8 Felsefi Film

Üç Renk: Mavi (1993)three_reasons_blue_still_original

“Şimdi yapmam gereken tek bir şey kaldı: Hiçbir şey. Kendime ait hiçbir şey istemiyorum.”

Polonyalı ünlü yönetmen Krzysztof Kieslowski’nin Fransız bayraklarına atıfta bulunarak, çektiği üçlemenin ilk filmidir. Konusu, eşi ve kızını bir trafik kazası sonucu kaybeden Julie’nin yaşadığı derin yalnızlık duygusu, bunalımları ve herkesten uzaklaşarak ruhundaki özgürlükleri keşfetme süreci anlatılır. Filmin başında Julie’nin özgür ama yalnızlık bedeli ile geçen hayatında hep yüzünde yoğun bir şekilde mavi ışık yansır. Mavi, özgürlük rengini sembol eder. Film, sinematografik olarak ışık ile bir anlatım dili oluşturmuştur. Julie’nin yalnızlıktan sıyrılıp, kendini bulma sürecini yüzüne vuran mavi ışığın gittikçe azalmasından anlıyoruz.

Rashomon (1950)screen-shot-2010-09-22-at-am-09-47-44

“Hiçbir şeye şaşırma. Hakikatin de insanlar da iki yüzü vardır.” Amin Maalouf

Rashomon, gerçeği ve hakikati sorgulamamıza ışık tutan bir Akira Kurusawa filmi… Filmde, bir ‘samurayın’ hikayesi anlatılır. Samuray, ormanda gezerken saldırıya uğrayıp öldürülür. Karısına da tecavüz edilir. Yalnız yaşanan bu olayı, karısı ve onu öldüren haydutun anlatma hikayesi çok farklı olur. Bu sefer mezarda olsada, medyumun vasıtasıyla samuray’a soru sorulur ve o da çok farklı bir hikaye anlatır. Olayın aslı bir türlü gün yüzüne çıkarılamaz. Aslında burada anlatılmak istenen, insanoğlu ölse de yaşasa da yalandan daha doğrusu kendini kandırma zaafından asla vazgeçemez. Hakikatin, insanoğlu üzerindeki algılayış farklılığını sorgulayan bir filmdir.

Andrei Rublev (1966)andrei-rublev1

“Bilgeliğin arttığı yerde keder de artar ve bilgisini arttıran, derdini de arttırır.”

Film, temel olarak 15. yüzyılın ünlü kilise ressamı, ikon ve duvar freski sanatçısı Andrei Rublev üzerine kuruludur. Filmde ressam Andrei Rublev ile arkadaşı Kirill, Theophanes’den bir iş teklifi alıyorlar. Sonrasında Rublev’ın olduğu yerde bir Tatar saldırısı halkın büyük bir kısmının ölümüne yol açıyor. Bu işgal sırasında Rublev de bir Tatar’ın bir kadına tecavüz etmesine müsaade etmemek için bir Tatar’ı öldürüyor. Bu ölüm, Rublev’in sessizlik yemini ederek, işlediği günahın kefaretini ödemesine yol açıyor. Hem sanatçı hem de dindar bir insan olduğu için hassas yapısı ruhunda derin yaralar açıyor. Mesleğini icra edemeyecek duruma geliyor. O sırada filmde gerçekte bir çan’ın yapımını görüyoruz. Çan yapılana kadar Rublev suskunluğunu bozmuyor. Çandan gelen ses sanki Rublev’a ilahi bir soluk getiriyor. İnsan derinliğine işleyen, muhteşem diyalog sahneleriyle; kendi benliğimizi ve hakikati sorgulayan bir başka filmdir.

Ölü Ozanlar Derneği (1990)maxresdefault-34

“Bu dünyanın kölesi değil efendisi olmaya geldim.”

Welton Akademisi disiplin ve katı eğitim kavramıyla özdeşleşmiş bir okuldur. Ta ki bu okula John Keating gibi idealist ve hayata bakış açısını değiştirecek bir hoca gelene kadar… John Keating, sıkı disiplinli ve ezbercilikten boğulmuş öğrencilerin ufkunu açar. Edebiyatın ve sanatın hayatta insan için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu vurgular. Bir gün derse gelir ve bütün öğrencileri kendi masasının üzerine çıkartır. Ve der ki, “hayata sadece kendi bakış açınızdan bakmayın eğer tepeden bakarsanız sizden farklı olan insanların hayatlarına da dokunabilirsiniz”. Hayatta anı yaşamanın önemini, insanın kendini keşfetme sürecini ve bakış açısındaki farklılıkları ve yenilikleri sunar. Elbetteki bu yenilikçi tutum okul idaresini rahatsız edecektir. Ve John Keating’i bekleyen farklı bir serüven yaşanacaktır.

Yedinci Mühür (1957)the_seventh_seal_sinemahzen

– Mutsuz görünüyorsunuz?

+ Canımı sıkan biriyleyim.
– Kim?
+ Kendim.

Bu film, Dünya’ya atılmış olmanın sancısını sanatla aşılacağına inanan İsveçli yönetmen Ingmar Bergman’ın şaheseridir. Konusu, Orta Çağ Avrupa’sında Tanrı’ya inanmakla inanmamak arasında buhranlar yaşayan bir şövalyenin gözünden hem o dönem insanlarının ölüme ve Tanrıya olan bakışını hem de inanç bunalımına dair net kararlar alamamanın sancısını sorgular…

Bal (2010)007b

Bal, Semih Kaplanoğlu’na ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandırmıştır. Hem İncil’de hem de Kur’an-ı Kerim’de yer alması nedeniyle Yusuf Peygamber’in ayrı bir yeri ve önemi vardır. Filmdeki Yusuf’un babasından ayrı düşmesi, kendi hakikatini sorgulaması yönünden peygamber kıssasına atıflar yapıldığını görürüz. Yusuf, maddi ve manevi dünya hayatlarını temsil eden bir anne ile babayla yaşar. Annesi maddiyata önem verirken, babası onun manevi ufkunu açacak diyaloglarda bulunur. Yusuf’un babasızlığına dair şifa bulma serüvenini izleriz.

 Berlin Üzerindeki Gökyüzü (1987)maxresdefault-35

“Zaman her yarayı iyileştirir ama ya zamanın kendisi bir hastalıksa.”

Wim Wenders’in 1987 yapımı Berlin Üzerindeki Gökyüzü filmi, fantastik bir tema ile anlatılıyor. Berlin’de iki melek olarak yaşayan Damiel ve Cassiel’in hayatına yöneliyoruz. Bu iki melek her gün insanların hayatında görünmeden yaşamlarını sürdürüyor. Ama Daniel’in bir gün trapezci bir kıza aşık olup, aşkı ve merakı en önemlisi bilinmeyi keşfetmesiyle hayatı değişiyor. Film dilini, renkler üzerinden anlatıyor. Melek ve insan dünyasının iç içe geçmişliğini filmdeki kullanılan renk farklılığı ile de anlıyoruz. Damiel sayesinde, keşfin insan hayatından neler götürdüğü ve getirdiği denklemini de görüyoruz.

Alphaville (1965)1200

 

“Artık sadece iletişim araçları var, iletişimin kendisi yok.” 

Yeni Dalga akımının öncü isimlerinden olan Jean-Luc Godard’ın Alphaville filmini inceleyelim. Godard’ın Alphaville filminde de bize anlatılmak istenen; insanın teknolojiye benliğini kaptırmasıdır. Alpha 60 adında kurulan “bilgisayar şehri” kişilerin üretim bandından geçen nesnelerle ilgili boyunlarının altında seri numaraların olduğunu görüyoruz. Kendi hür iradesi olmayan seri numaralı bir nevi makineleşen bireylerin yaşadığı bir dünya var. Ve bu dünyadan çıkış yolunun anahtarı ise, Lemmy Caution denilen dedektif’in sorgulayan düşünce yapısı ile aşılacağı macerayı izleyeceğiz.

Yorumlar

PAYLAŞ